son haber | açılış sayfam yap | sık kullanılanlara ekle

Coin Comments

_  İYİ BİLİRİM
2  NENASIL RSS
7  İNTERNET MEDYASI RSS


Egemen Bağış'tan Avrupalı liderlere 'çok önemli tavsiyeler'

Eski Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, katıldığı bir etkinlikte Fransa'da devam eden Sarı Yelekliler eylemleri ile Gezi eylemleri arasında kendince benzerlik kurdu. Gezi'de 'aynı senaryo'yu yaşadıklarını belirten Bağış, 'Taksim Meydanına 40 bin sandviç gelmişti' dedi.

Eski Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Gaziantep'teki bir etkinlike Fransa'da yaşam pahalılığına karşı haftalardır süren Sarı Yelekliler eylemleri ile ilgili konuşarak, "Biz bu filmi görmüştük diyoruz. Aynı kareler, kıyafetler, su püskürtmeleri, aynı kargaşa. Demek ki birileri bu stratejiyi çok iyi kurguluyor" ifadelerini kullandı.

'TAKSİM MEYDANINA 40 BİN SANDVİÇ GELDİ'

Bağış, etkinlikte yaptığı konuşmada Sarı Yelekliler eylemini Türkiye'deki Gezi eylemlerine benzeterek şunları söyledi:

Hala birileri gençlerin ağaçları korumak adına çıktığını söylemekte. Gezi olaylarından bir yıl önce başlayan hazırlıktan bahsediyorum. Sanki Türkiye'de baskı varmış, özel hayata karışılıyormuş, kimin ne yiyeceğine, içeceğini giyeceğine, hangi kitabı, dergiyi okuyacağına başkaları karar veriyormuş gibi hava yaratıldı. Adeta bir düzenek kuruldu. Bununla da sınırlı kalınmadı. Gösterilerin organizasyonu için sadece Taksim Meydanı'na 40 bin sandviç gelmişti. Taksim'deki Gezi Parkı'nın içinde bugün FETÖ'cü olduğunu fark ettiğimiz bir takım hainler çadırları yakmaya kalktı. Aslında o kurulan düzeneğin fişeğinin ateşlenmesiydi.

'ARKALARINDA FETÖ VAR, AYAĞINIZI DENK ALIN'

Fransa'daki eylemlerin arkasında "FETÖ ve PKK'nın bulunduğunu" söyleyen Bağış, Avrupalı liderlere bir de tavsiye verdi: "Bize şiddet, biber gazı kullanıyorsunuz diyenlerin nasıl muamelelerde bulunduğunu gördük. Onlara iki uyarımız daha var. Gaziantep'ten Avrupalı liderlere çok önemli tavsiyelerde bulunuyorum. Zannetmeyin ki dün bize olan size olmayacak derken biz sizi ürkütmek istiyorduk. İşte yaşıyorsunuz. İki belanız daha var. Biri PKK diğeri FETÖ. Bize yapılanın çok beterini size yapacaklar. Ayağınızı denk alın, Onları korumayı bırakın."

 


İZBAN'da greve saatler kala algı operasyonu: İzmir halkının aklıyla alay ediliyor

İzmir’in en büyük kent içi toplu taşıma sistemi İZBAN'da işçilerinin greve çıkmasına saatler kala işveren tarafından çalışanların ücretlerine ilişkin çarpıtmalarla dolu bir açıklama yayınlandı. Açıklamanın ardından soL'a konuşan Demiryol-İş İzmir Şube Başkanı İZBAN yönetimi tarafından grev aleyhinde algı yaratılmaya çalıştığını belirtti.

İzmir'i kuzey-güney güzergahında birleştiren kent içi banliyo sistemi İZBAN'da yarın sabah başlayacak greve saatler kala İZBAN yönetimi çarpıtmalarla dolu bir açıklama yayınladı. 

Demiryolu İşçileri Sendikası (Demiryol-İş) İzmir Şubesinin "İzmir halkını ve çalışanları mağdur ettiğini" ileri süren İZBAN yönetimi, işçilerin toplu iş sözleşmeleri görüşmelerinde yer alan ücretler ve zamların çok daha üstündeki rakamlara çalıştığını iddia etti. Görüşmelerde ücretlere yüzde 22 oranında zam teklif edildiğini öne sürdü.

İZBAN'IN AÇIKLADIĞI ÜCRETLER GERÇEK DEĞİL

İZBAN’ın açıklamasının ardından soL’a konuşan Demiryolu İşçileri Sendikası (Demiryol-İş) İzmir Şube Başkanı Hüseyin Eryüz, işverenin öne sürdüğü rakamların aile ve çocuk yardımı gibi ekler ile şişirildiğini belirtti. Çok sayıda çalışanın bahsedilen yardımları alamadığının altını çizen Eryüz, İZBAN yönetiminin yaptığı açıklama ile grev aleyhinde algı yaratmaya çalıştığını söyledi. 

İZBAN’ın açıkladığı rakamlarda işveren paylarının da bulunduğunu ifade eden Eryüz, “İZBAN’ın 3 bin 460 lira olarak duyurduğu ücreti 2 bin 561 lira olarak alan arkadaşlarımız var. Mevcut ücretlerin yer aldığı bir liste hazırlıyoruz. Yakın zamanda paylaşacağız” dedi. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde yüzde 22’lik zam teklifi yapıldığı iddialarını da yalanlayan Eryüz, işçilerin oylamasına sunulan son teklifte zam oranının yüzde 19,22 olduğunu hatırlattı.

İZBAN işçilerinin şu anda aldıkları net ücret ile istedikleri ücret ve İZBAN yönetiminin verdiği ücret şöyle:

Demiryolu İşçileri Sendikası (Demiryol-İş) İzmir Şubesi, İzmir Banliyö Sistemi AŞ'nin yüzde 19,43'lük zam teklifini kabul etmeyerek greve gideceklerini duyurmuş böylece 10 Aralık Pazartesi başlayacağı ilan edilen grev kesinleşmişti.

İLGİLİ HABER
İZBAN işçileri hazırlanıyor: Yakında İzmir'de ulaşım durabilir

İLGİLİ HABER
İZBAN'da grev kesinleşti: Pazartesi İzmir'de raylarda hayat duracak

DEMİRYOL-İŞ'TEN AÇIKLAMA: YALANCISINIZ

Konuya ilişkin açıklama yayınlayan Demiryolu İşçileri Sendikası İzmir Şubesi, İZBAN yönetiminin "yalanlarla dolu bir açıklama" ile "İzmir halkını yine kandırmayı" amaçladığını belirtti. Açıklama şu şekilde: 

Yalancısın İZBAN, hem de büyük yalancısın! Geçen dönem olduğu gibi yine İzmir halkını kandırmaya çalışıyorsunuz. İzmir halkının aklıyla alay ediyorsunuz. İzmir halkını kandıramazsınız, kandıramayacaksınız! Geçen dönem İzmir halkına söylediğiniz 2.562 TL Makinist maaşını 2 yılın sonunda ancak ortalama ile bulabildik. Yine kandırmaya çalışıyorsunuz insanları... Öncelikle kamuoyuna açıkladığınız toplu sözleşme tekliflerinizin doğru olmadığını hepimiz biliyoruz. 342 İZBAN çalışanı arkadaşımız için açıkladığinız 'Net ortalama ücretlerin' aylık toplamını yine açıkladığınız şekliyle 'Ortalama net' olarak verdiğiniz takdirde ne İZBAN çalışanları ne de İzmir halkı mağdur olmayacaktır. Tek bir örnek bile yeter: 3.435 TL 'Ortalama net maaş tekif ettiğiniz Makinistlerin şu an ikramiye, sosyal yardımlar, her makinistin almadığı aile çocuk yardımları ve AGİ (Asgari Geçim İndirimi) dahil ortalama net maaşlari 2.550 TL+Yol+Yemek. Teklif ettiğiniz % 22 zammı üzerine ekleyince biz 3.435 TL net ortalamayı bulamadık.

'İZMİR HALKININ AKLIYLA ALAY EDİLİYOR'

Bunun dışında açıklamanızda 'Grev yaklaşımıyla İzmir halkını ve çalışanlarımızı mağdur eden Demiryol-İş Sendikası İzmir Şubesi' ifadenizi tüm kamuoyu önünde reddediyoruz. Çalışanlarınızın tamamına ulaşmanız hiç zor değil. Lütfen çalışanlarınızın tamamına ulaşıp teklifinizi bizzat hatırlatarak yarın işbaşı yapmalarını sağlayınız. Tabi sizin ifade ettiğiniz gibi çalışanlarınızı Demiryol İş sendikası İzmir Şubesi olarak gerçekten biz mağdur ediyorsak . İfade ettiğiniz 'Oratalam net' ücretlere arkadaşlarımızın hiçbir itirazı bulunmuyor. Demiryol İş Sendikası İzmir Şubesi olarak ifade dilimiz için İzmir kamuoyunun hoşgörüsüne sığınıyoruz . Ancak İzban yaptığı açıklama ile sadece çalişanlarının değil siz değerli İzmir halkının da aklıyla alay etmektedir. İzmir kamuoyuna saygılarımızla Demiryol İş sendikası İzmir Şubesi

TKP AÇIKLAMA YAPMIŞTI:

Türkiye Komünist Partisi (TKP) İzmir İl Örgütü, kentin dört bir yanında dağıttığı bildirilerle, İzmir halkını İZBAN işçisinin haklı mücadelesinin yanında yer almaya çağırmıştı. 


Almanya'da demir yolu işçilerinden grev kararı

Almanya'da demir yolu işçileri maaş artışı talebiyle greve gidiyor. Pazartesi günü yerel saatle sabah 05:00'te başlayacak olan iş bırakma eylemi 4 saat sürecek.

Almanya'da demir yolu işçileri maaş artışı talebiyle greve gidiyor. Pazartesi günü yerel saatle sabah 05:00'te başlayacak olan iş bırakma eylemi 4 saat sürecek.

Grevle ilgili Euronews'a açıklama yapan EVG sendikası, eylemin şehir içi, şehirlerarası ve uzun mesafeli yük ve yolcu treni seferlerini etkileyeceğini duyurdu. 

Demiryolu işçilerinin büyük bir bölümünü temsil eden sendika, maaşlardaki anlaşmazlık nedeniyle iş bırakma eylemlerinin kaçınılmaz olacağı uyarısını yapmıştı.

ALMAN DEMİRYOLLARI: İSTEDİKLERİNİ VERDİK

Demiryolu işçilerinin sendikası maaşlarda yüzde 7 zamın yanı sıra çalışma saatleri ile izin günlerinde değişiklik talep ediyor. Demiryollarında örgütlü diğer sendikalarla da müzakereler yürüten Alman Demiryolları Deutsche Bahn ise iki kademede yüzde 5,1 ücret artışı ve tek seferlik 500 euroluk ikramiye teklif ediyor.

Sunulan teklifin yüzde 7'lik ücret artışına karşılık geldiğini öne süren Deutsche Bahn, EVG'nin müzakere masasından ayrılmasını "gereksiz yere gerilimi tırmandırma" olarak yorumladı.


Suudi Arabistan, Türkiye'nin iade talebini reddetti

Suudi Arabistan, Türkiye'nin Kaşıkçı cinayeti soruşturmasında adı geçen Suudi vatandaşları hakkındaki iade talebini reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr, Cemal Kaşıkçı cinayeti soruşturması kapsamında Türkiye’nin şüpheli sıfatıyla iadesini istediği iki Suudi vatandaşını göndermeyeceklerini açıkladı.

Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesinde açıklamalarda bulunan Cubeyr, “Vatandaşlarımızı iade etmeyeceğiz” dedi.

İstanbul Başsavcılığı, elde edilen yeni deliller doğrultusunda, eski Suudi İstihbarat Başkan Yardımcısı Ahmed el Asiri ve Veliaht Prens'in eski danışmanı Suud el Kahtani hakkında ‘tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme' suçundan tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasını talep etmişti.

 

 

 


ABD'deki iki polis departmanı İsrail ile ortak eğitim programından çekildi

ABD'nin New England bölgesinden iki polis departmanı, Barış için Yahudilerin Sesi platformunun kampanyası sonucunda, İsrail'deki eğitim programından çekildiğini açıkladı.

ABD'de faaliyet gösteren Barış için Yahudilerin Sesi (JVP) platformu üyelerinin kampanyası sonucunda, New England bölgesinden iki polis departmanı İsrail'deki eğitim programından çekildiğini açıkladı.

"Ölümcül değişim programını sonlandırın" sloganıyla kampanya yürüten JVP üyeleri, İsrail'de gerçekleştirilen eğitim seminerlerinin "iki ülkedeki ayrımcı ve baskıcı polis uygulamalarını teşvik ettiğini" vurguluyordu. Yapılan ortak eğitimlerde cezalandırıcı polis pratiklerinin ve ırksal profillemenin desteklendiğini öne süren grup üyeleri, ABD halkına eğitimlerin içeriği hakkında bilgi verimediğine dikkat çekiyordu.

Vermont Eyalet Polisi ve Massachusetts Eyaleti'ndeki Northampton Şehir Departmanı'nın "bazı yurttaşarın kaygıları" nedeniyle eğitim programından çekildiğini açıklaması Yahudi barış aktivistleri tarafından zafer olarak adlandırıldı.


BM Göç Paktı Belçika'da hükümeti dağıttı

Belçika'da Birleşmiş Milletler (BM) Göç Paktı üzerine süren tartışamlarda en büyük koalisyon ortağı Yeni Flaman İttifakı (N-VA) hükümetten çekildiğini duyurdu.

Önümüzdeki günlerde imzalanması planlanan Birlemiş Milletler (BM) Göç Paktı hakkında yaşanan tartışmalar üzerine Belçika'da hükümet ortağı Yeni Flaman İttifakı (N-VA) koaslisyondan çekildiğini duyurdu. Flaman milliyetçisi partinin hükümetten çekilmesi üzerine üç bakanlık ve iki müsteşarlık koltuğu boşta kaldı.

İstifa kararının ardından açıklama yapan İçişleri Bakanı Jan Jambon, kendisiyle birlikte maliye, savunma bakanları ve göçten sorumlu devlet müsteşarının da istifa ettiğini söyledi. Böylece Belçika'da genel seçimlere beş ay kala Charles Michel hükümeti parlamentodaki çoğunluğu kaybetmiş oldu.

Belçika’da hükümetin en büyük ortağı konumundaki Yeni Flaman İttifakı, önceki gün yaptığı açıklamada Başbakan Charles Michel’i 10-11 Aralık tarihlerinde Fas’ın Marakeş kentinde görüşülecek olan BM Göç Paktı’nı imzalaması durumunda hükümetten çekilmekle tehdit etmişti.

ANLAŞMA BEKLENEN KARŞILIĞI BULAMADI

Göçmenleri ve sahip oldukları hakları daha açık bir biçimde tanımlayamayı amaçlayan BM anlaşması, taraf olan ülkelerin göçmenler üzerindeki baskılarını sınırlandırırken, yeni gelen göçmenler için yeterli kaynakların oluşturulmasını da destekliyor.

Göçmenlerin güvenliğini sağlamayı ve insan kaçakçılığını önlemeyi amaçlayan paktın metni, temmuz ayında ABD dışındaki BM üyesi 193 ülkenin imzası ile onaylanmıştı.

Anlaşmanın iç hukukta bağlayıcılığı bulunmasa da imzalarını geri çeken ülkeler, kararlarını “egemenliklerini koruma” ile gerekçelendiriyor.

ABD, Macaristan, Avusturya, Polonya, Çekya ve İsrail de anlaşmada yer almayacağını duyurmuştu.

İLGİLİ HABER
Birleşmiş Milletler'in göçmen anlaşması beklenen 'karşılığı' bulamadı

İLGİLİ HABER
BM Göç Paktı 'beklenilen' karşılığı yaratamadı: Slovakya da imzalamıyor

İLGİLİ HABER
İsrail BM Göç Paktı'na destek vermediğini duyurdu


Fransa Cumhurbaşkanı sendikalar ve patron örgütleri ile görüşecek

Dördüncü haftasını geride bırakan Sarı Yelek eylemlerinin ardından Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yarın işçi sendikaları ve patron örgütlerinden temsilcilerle görüşeceği duyuruldu.

Fransa’da akaryakıt zamlarına ve yaşam pahalılığına karşı başlayan Sarı Yelek eylemlerinin dördüncü haftası geride bırakılırken Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yarın işçi ve işveren sendikaları temsilcileri ile görüşeceği açıklandı.

Sabah saatlerinde gerçekleşeceği duyurulan toplantı hakkında Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada “Cumhurbaşkanı, Fransa ulusunun bu zor zamanlarında tüm siyasi, bölgesel, ekonomik ve toplumsal güçleri seslerini, önerilerini dinlemek amacıyla bir araya getirmek istiyor” ifadelerine yer verildi.

Fransa Başbakanı Edouard Philippe, geçtiğimiz hafta Macron'un görevlendirmesi üzerine aşırı sağcı lider Marine Le Pen ve sosyal demokrat Jean-Luc Melenchon ile görüşmeler gerçekleştirmişti.

Bugün dördüncü haftasına giren eylemlerde polis saldırları ve yoğun biber gazı kullanımı tepkilere yol açmıştı. Sadece dün gerçekleştirilen protestolarda ülke çapında bine yakın kişi gözaltına alınmış, yüzlercesi tutuklanmıştı.

İLGİLİ HABER
Paris’te Sarı Yelek eylemlerinde ‘dördüncü perde’

17 Kasım’da başlayan eylemlerde Fransa’da araçlarda bulundurulması zorunlu olan reflektörlü sarı ikaz yeleklerini giyen eylemciler, akaryakıt zamlarının geri çekilmesini, Macron’un istifasını, emekli maaşları ve asgari ücretin yükseltilmesini ve varlık vergisinin yeniden getirilmesini talep ediyor. Hükümet geçen hafta akaryakıt vergilerine zammı 2019 yılı bütçesinden çıkardığını açıklamıştı.

İLGİLİ HABER
Fransa'da Başbakan, Sarı Yelekliler heyetiyle görüşecek

İLGİLİ HABER
Fransa hükümetinde eylem paniği: Silah dağıtacaklar, 'gerçek' sarı yelekliler katılmasın

 

 


İngiliz rock grubunun İsrail turnesine Roger Waters engeli

Pink Floyd parçalarını seslendiren İngiliz rock grubu 'UK Pink Floyd Experience', Pink Floyd'un solisti ve bas gitaristi Roger Waters'ın itirazı sonucunda İsrail turnesini iptal etti.

Pink Floyd parçalarını seslendiren İngiliz rock grubu 'UK Pink Floyd Experience', Pink Floyd'un solisti ve bas gitaristi Roger Waters'ın itirazı sonucunda İsrail turnesini iptal etti.

Waters, dün Facebook'tan turnenin iptal edilmesi çağrısı yapmış ve şu ifadeleri kullanmıştı:

"Şarkılarımın İsrail'deki ayrışmış dinleyici kitlesinin önünde söylenmesi ve ülkenin ırkçı, apartheid hükümetinin aklanmasına katkıda bulunulması ölçüsüz bir kötülük ve saygısızlık olur. Eğlendirmek istediğiniz insanlar her gün komşularının çocuklarını infaz ediyor, onları soğuk kanlılıkla öldürüyorlar. İnsanca olan her şey adına, LÜTFEN yakarışımı duyun ve bugün iptal edin"

Waters'ın açıklamasından birkaç saat sonra Facebook'tan turneyi iptal ettiğini duyuran cover grubu, İsrail yanlısı sosyal medya kullanıcıları tarafından eleştiri yağmuruna maruz kalınca Facebook hesabını kapadı.

İsrail gazetesi Jerusalem Post'un haberine göre, turneyi ayarlayan prodüksiyon şirketinin turneyi planlandığı şekilde gerçekleştirmek için çabaları sürüyor.


'Alman istihbaratı DİTİB'i izlemeyecek'

Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'nin (DİTİB) merkezini izlememeye karar verdiği öne sürüldü. Almanya İçişleri Bakanlığı iddiaları yalanlamadı.

Alman iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'nin (DİTİB) merkezini izlememeye karar verdi. İstihbarat servisi, eylül ayı sonunda DİTİB'in faaliyetlerinin izlemeye alınmasına gerek olup olmadığı konusunda inceleme başlatmıştı. 

'KONUYA İHTİYATLI YAKLAŞILMALI'

Deutsche Welle Türkçe’nin Welt am Sonntag’den aktardığı habere göre istihbarat servisi yaptığı değerlendirmede mevcut durumda izlemenin uygun araç olmadığı sonucuna vardı.Habere göre Anayasayı Koruma Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı konuya daha ihtiyatlı yaklaşılması gerektiğinde mutabık kaldı. Ancak her iki kurumdan da resmi bir açıklama yapılmadı. Welt am Sonntag'a konuşan bir İçişleri Bakanlığı sözcüsü "Bu tür prosedürlerde genellikle alışılmış olduğu üzere İçişleri Bakanlığı süreç tamamlandıktan sonra açıklama yapar” dedi. Sözcü bunun ne zaman olacağını ise öngörmenin mümkün olmadığını söyledi.

ERDOĞAN'IN ZİYARETİ ÖNCESİ GÜNDEME GELMİŞTİ

Anayasayı Koruma Teşkilatı eylül ayı sonunda eyalet yönetimlerine, DİTİB hakkında bilgi içeren bir dosya göndererek, DİTİB'le ilgili ellerindeki materyal ve bilgileri ekim ayı ortasına kadar paylaşmalarını istemişti. Bu dosyada "Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın özellikle Suriye'nin kuzeyindeki Türk askeri operasyonu nedeniyle bazı DİTİB cami cemaatlerinin anayasaya düşman, milliyetçi ve dinci faaliyetler geliştirdikleri ve bu kapsamda açıklamalarda bulundukları" belirtilmişti. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti öncesinde dikkat çeken izleme kararının ardından  Erdoğan, Köln’de DİTİB’e bağlı Merkez Camii’nin açılışını gerçekleştirmişti.

DİTİB'e bağlı bazı imamların Gülen yapılanmasına yakın olduğundan şüphe edilen kişiler hakkında Ankara'ya rapor gönderdiği yönündeki iddialar Almanya’da tepkiyle karşılanmıştı.

Almanya'da DİTİB’e bağlı 900'den fazla cami bulunuyor.

İLGİLİ HABER
Almanya'da Erdoğan'ın ziyareti öncesi 'DİTİB' tartışması

İLGİLİ HABER
DİTİB'e casusluk suçlaması genişliyor

İLGİLİ HABER
Almanya'da İslam Konferansı öncesinde tartışılan istifa kararı

İLGİLİ HABER
ANALİZ I Alman İslam Konferansı'nın ardından: Hükmetmek için tanı

 


Fransa Maliye Bakanı panikte: Sarı yelekliler protestoları ekonomi için bir felaket

Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, sarı yelekliler eylemlerinin ülke ekonomisi için bir felaket olduğunu söyledi.

Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, sarı yelekliler protestolarına ilişkin konuştu.

Paris'teki eylemler sonrası mağazaları dolaşan La Maire "Ticaret için bir felaket, ekonomimiz için bir felaket" dedi. 

?Cumartesi günü Paris'te 125 bin kişi sokaklara çıkarken, 1700'den fazla kişi gözaltına alındı. 

İLGİLİ HABER
VİDEO | Sarı Yelekli'den TRT'ye tepki: Macron da gidecek, Tayyip de gidecek, siz de gideceksiniz

 


'Kapital işçi sınıfının temel eseri olmayı sürdürüyor'

Yazılama Yayınevi’nin düzenlediği 'Yazılama Sohbetleri'nin Aralık oturumu Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. Etkinliğin aralık ayı konuğu yazar Serpil Güvenç ile yeni çıkan kitabı Kapital’i Topraktan Çıkaranlar üzerine konuşuldu.

Yazılama Yayınevi, her ay Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi bünyesinde bir yazarını ağırlıyor. “Yazılama Sohbetleri” adı altında gerçekleştirilen oturumlar kitaplar üzerine bir sohbete ve okurun merak ettiklerine kapı aralıyor.

Yazılama Sohbetleri’nin Aralık ayı konuğu geçtiğimiz aylarda çıkan; “Kapital’i Topraktan Çıkaranlar” kitabının yazarı Serpil Güvenç oldu. Moderatörlüğünü, kitabın editörlüğünü de üstlenmiş olan Nevzat Evrim Önal’ın yaptığı etkinlikte Kapital’in doğuşundan dağılımına, dağılımından çevirilerine kadar olan serüveni aktarıldı.

Etkinlik katılımcıların katkı ve sorularıyla sona erdi.

 


Mustafa Destici Sarı Yeleklileri hedef aldı: Ön safta PKK, YPG var

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Fransa'da devam eden sarı yelekliler eylemlerinde en ön saflarında PKK, PYD, YPG'lilerin olduğunu iddia ederek, 'Fransa için bu çok büyük bir derstir' dedi.

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Fransa'daki sarı yelekliler eylemlerinde en ön saflarında PKK, PYD, YPG'lileri gördüklerini belirterek, "Fransa için bu çok büyük bir derstir. Bütün Avrupa devletleri bunu görmeli ve topraklarındaki PKK, PYD, YPG terör unsurlarına asla müsaade etmemeli, hepsini sınır dışı ederek Türkiye'ye teslim etmeli" dedi.

Destici, "Hep uyardık, dedik ki 'Bunu yapmayın, terör ve terör uzantıları ve bunları kullananlar gün gelir size karşı da kullanırlar.' İşte o gün geldi. Fransa'daki eylemleri yapan Sarı Yelekler'in en ön saflarında PKK, PYD, YPG unsurlarını görüyoruz. Fransa için bu çok büyük bir derstir. Sadece Fransa için değil bütün Avrupa devletleri bunu görmeli ve topraklarındaki PKK, PYD, YPG terör unsurlarına asla bundan sonra müsaade etmemeli, hepsini sınır dışı ederek Türkiye'ye teslim etmelidirler. Biz bunu bekliyoruz. Eğer bunu yapmazlarsa bugünü de ararlar" diye konuştu.

İLGİLİ HABER
VİDEO | Sarı Yelekli'den TRT'ye tepki: Macron da gidecek, Tayyip de gidecek, siz de gideceksiniz

İLGİLİ HABER
Uma Thurman'dan 'Sarı Yelekliler' eylemine destek

 


VakıfBank Dünya Şampiyonu oldu

VakıfBank Kadın Voleybol Takımı, FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası finalinde rakibini yenerek şampiyon oldu.

VakıfBank Kadın Voleybol Takımı, FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası finalinde Brezilya ekibi Minas'ı 3-0 yenerek şampiyon oldu.

Eczacıbaşı VitrA ise, Brezilya temsilcisi Praia'yı 3-0 yenerek bronz madalya kazandı.

 


Binali Yıldırım'dan partilere 'bütçe' daveti

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, yarın başlayacak bütçe görüşmeleri öncesinde AKP, MHP, CHP, İyi Parti ve HDP'ye çağrıda bulundu.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, yarın başlayacak bütçe görüşmeleri öncesi partilerin grup temsilcileriyle buluşacak.

Yıldırım, yarın saat 10.00'da partilerin grup başkanvekilleriyle bir araya gelecek.

İLGİLİ HABER
Meclis'te bütçe görüşmeleri başlıyor: Sunum Berat Albayrak'tan...


ABD'de hamile mahkum, kelepçe ve prangayla doğum yaptı

ABD'nin New York kentinde elleri kelepçeli ve ayakları prangalı olarak doğum yapmak zorunda kalan bir mahkum New York Polis Müdürlüğü'ne dava açtı.

ABD'nin New York kentinde bir mahkum, lleri kelepçeli ve ayakları prangalı olarak doğum yaptı.

New York Times gazetesinin haberine göre, adı açıklanmayan 27 yaşındaki kadın, Bronx'taki hapishanede doğum sancılarının başlaması üzerine 8 Şubat'ta Montefiore Tıp Merkezi'ne götürüldü.

Kadın elleri ve ayakları bağlı olarak bir saat süreyle bebeğini dünyaya getirmeye çalıştı. Doktorlar, polis memurlarına, bunun yasalara aykırı olduğunu ve hastayı riske soktuğunu söyleyerek, kadının elleri ve ayaklarının çözülmesini istedi.

BBC Türkçe'nin aktardığı habere göre, polis memurları, New York Polis Müdürlüğü'nün mahkumların hastanedeki tedavileriyle ilgili protokolünün eyalet yasalarından önde geldiğini belirterek bu talebi reddetti. Daha sonra kadının ayakları çözüldü. Kadın bebeğini sağ eli yatağa kelepçeli olarak dünyaya getirdi.

Eyalette üç yıl önce çıkarılan bir yasaya göre, hamilelik, doğum ve 8 haftalık lohusalık döneminde hamile kadınlara kelepçe ya da pranga takılması yasak. Ancak New York Polis Müdürlüğü'nün "devriye protokolü" hamile kadınlara kelepçe ve pranga takılmasını şart koşuyor. Protokol, doktorların talep etmesi durumunda kelepçe ve zincirlerin çıkarılmasına izin veriyor.

Kadın mahkum dava dilekçesinde aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldığını ve travma yaşadığını belirterek bu nedenle doğumu aliesine haber veremediğini söyledi, 

"Yaşadıklarıma ben hala anlam veremiyorum çocuğum nasıl anlayacak? Hamile kadınlara zincir takılması insanlık dışı, zalimce ve 2018'te New York'ta olmaması gereken anlamsız bir uygulama" dedi.

 


Meclis'te bütçe görüşmeleri başlıyor: Sunum Berat Albayrak'tan...

TBMM Genel Kurulu'nda yarından itibaren 12 gün aralıksız sürecek bütçe görüşmeleri başlayacak.

2019 yılı bütçe kanunu teklifi, komisyon aşamasının ardından 10 Aralık pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlayacak.

İlk gün, teklifin tümü üzerine görüşmeler yapılacak. Saat 13.00'te açılacak olan Genel Kurulu; ilk gün Meclis Başkanı Binali Yıldırım yönetecek.

Habertürk TV'den Ömer Topsakal'ın aktardığına göre; 2019 yılı bütçesini Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak sunacak. Hükümet adına konuşmayı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay yapacak. Bütçenin tümü üzerinde AKP Grubu adına Genel Başkan Yardımcısı Lütfi Elvan ve Grup Başkanvekili Mehmet Muş, CHP adına ise Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu kürsüde olacak. HDP adına konuşmayı da Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Sezai Temelli yapacak. 

Kalan günlerde ise Genel Kurul 11.00'de çalışmaya başlayacak. Salı günü ilk olarak Cumhurbaşkanlığı bütçesi ele alınacak. Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve MİT’in de aralarından bulunduğu 21 toplamda 16 kurumun bütçesi onaya sunulacak.

12 Aralık Çarşamba günü Meclis, enerji ve ticaret bakanlıkları ile bağlı kurum ve kuruluşların bütçesini görüşecek. Genel Kurul'un bütçe mesaisinin, 21 Aralık Cuma günü tamamlanması, ardından da Meclis'in yeni yıla kadar tatile girmesi bekleniyor.

İLGİLİ HABER
Sermaye kurtarma bütçesi Meclis'te: Bütçe'de neler var?

 


Sağlık emekçisine saldırı: Saçını kopardı

İzmir'de arkadaşını hastaneye getiren sağlık meslek lisesinde okuyan bir öğrenci, tartıştığı ambulans görevlisini darp edip saçını kopardı.

İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde yaşanan olayda, erkek arkadaşını hastaneye getiren sağlık meslek lisesi öğrencisi, iddiaya göre 112 ambulansında görevli paramedik Ş.D'nin saçlarını kopardı.

İddiaya göre Yamanlar’da yaşayan ve bileği kesilen bir gencin yakınları dün gece 112'yi arayarak yardım istedi. Polis ekibi eşliğinde genç ve 16 yaşındaki arkadaşı 112 ambulansı ile Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldü. Hastanın acil servis ekibine teslim edilmesi sırasında bileği kesilen gencin kız arkadaşı ile hastayı ambulansla hastaneye getiren paramedik Ş.D. arasında tartışma yaşandı. Ş.D.'yi darp eden genç, bununla da kalmayıp sağlık çalışanının saçlarını çekip yerinden kopardı. Rapor olan paramedik Ş.D. şikayetçi oldu. Yaşadığı olayı sosyal medya hesabından da paylaşan Ş.D., “Köklerinden sökülen sadece saçlarım değil şerefim, itibarım, genç bir kadın olarak kadınlık onurum da benden sökülüp alındı dün gece” ifadelerini kullandı.

Yaşanan şiddet olayını kınayan Sağlık Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Özdemir, “Sökülen sadece saçlarımız değil; insanlığımız” dedi.

İzmir İl Ambulans Servisinde görevli paramedik Ş.D. ve ekibine geçmiş olsun dileğinde bulunan Özdemir, “Darp sonucunda meslektaşımızın saçları kökünden koparıldı. İnsan hayatı kurtarmak için 7 gün 24 saat hizmet eden meslektaşlarımıza hizmet için gittikleri hasta ve yakınları tarafından uygulanan şiddet çalışma motivasyonunu yok etmektedir. Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, yapılan saldırıyı kınıyor ve suçluların cezalandırılması için elimizden gelen her türlü desteği vereceğimizin bilinmesini istiyorum” diye konuştu.


Türkiye'de 11 milyon 985 bin 118 kişi şüpheliymiş!

Türkiye’de 2017 yıl sonu verilerine göre Cumhuriyet Başsavcılıklarında soruşturma evresinde şüpheli olarak hakkında işlem yapılan kişi sayısı 11 milyon 985 bin 118’e ulaştı. Bu rakam 2006 yılında 2 milyon 943 bin 33’tü.

Türkiye'de AKP iktidarında "şüpheli" sayısı her geçen gün artıyor. 2017 yıl sonu verilerine göre Cumhuriyet Başsavcılıklarında soruşturma evresinde şüpheli olarak hakkında işlem yapılan kişi sayısı 11 milyon 985 bin 118’e ulaştı. 

2006-2017 yılları arasında Cumhuriyet Başsavcılıklarınca haklarında soruşturma dosyası açılan yurttaşların sayısı yüzde 307 oranında artarken, geçtiğimiz yıl Türkiye’de haftada 230 bin 483, dakikada 23 kişi hakkında şüpheli sıfatıyla işlem yapıldığı ortaya çıktı.

CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNDA PATLAMA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi tarafından yapılan açıklamaya göre, 2003 -2006 yılları arasında Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle sanık olan kişi sayısı 109 iken, bu rakamın 2007-2014 yılları arasında önce 895’e, 2015-2017 yılları arasında ise 12 bin 168’e yükseldiği görüldü.

2003-2006 yılları arasında Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle sanık sandalyesine oturan 15 yaşından küçük 1 çocuk bulunurken bu rakam 2007-2014 yılları arasında önce 8’e, 2015-2017 yılları arasında ise 113’e yükseldi.

2003-2006 yılları arasında hakaret gerekçesiyle hakkında mahkumiyet kararı verilen kişi sayısı 31 iken, bu sayı 2007-2014 yılları arasında 243’e, 2015-2017 yılları arasında ise 3 bin 221’e yükseldi.

 

 


Adanalılar rakı festivali yasağını tanımadı, sokağa çıktı

Adana'da rakı festivali olarak da bilinen 'Kebap ve Şalgam Festivali' AKP'li derneklerin ve AKP'ye yakınlığıyla bilinen gazetelerin hedef göstermesiyle yasaklanırken, Adanalı yurttaşlar yasağı tanımadı.

Adana Valiliği'nin AKP'lilerin hedef göstermesiyle iptal ettiği rakı festivali, polis ablukasına rağmen engellenemedi.

Çok sayıda Adanalı, polis ve zabıta engeline karşı tarihi Büyük Saat ve Kazancılar Çarşısı'nda gruplar halinde buluşarak rakılarını içti, halaylarını çekerek şarkılar söyledi.

Yurttaşlar rakı festivaline ilişkin sosyal medya üzerinden paylaştıkları fotoğraflar ve videolarla yasağı tanımadıklarını dile getirdi.

Sosyal medyada paylaşılan bir videoda polislerin festival alanından geçiş görüntüleri de yer aldı.

 
 
 
 

Bu gönderiyi Instagram'da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Festival var dediler geldik @alicantumoz @ilktmz @zoran_jewelry_accessory #adanarakıfestivali

ÇELEN SÜTLAŞ (@aycelenalen)'in paylaştığı bir gönderi ()


Sudan'da uçak düştü: Hükümet yetkilileri öldü

Sudan'da hükümet yetkililerini taşıyan uçak düştü. Düşen uçakta yaşamını yitirenler var.

Reuters'ın son dakika haberine göre, Sudan'da hükümet yetkililerini taşıyan uçak düştü.

Düşen uçakta en az 5 hükümet yetkilisi hayatını kaybetti.

Hayatını kaybedenler arasında, eyalet valisi ve tarım bakanının olduğu belirtiliyor.


Abdulhamit Gül'den 'türban' açıklaması: Geride kaldı

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Danıştay savcısının "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde başörtüsü serbestisinin laikliğe aykırı olduğu" yönündeki mütalaasına ilişkin açıklamada bulundu.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Danıştay savcısının "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde başörtüsü serbestisinin laikliğe aykırı olduğu" yönündeki mütalaasını "Bu tür gündemler artık geride kaldı" sözleriyle hedef aldı.

Başı açık-kapalı ayrımının geçmişte kaldığını belirten Gül, "Bunları hortlatmak, tekrar gündeme getirmek hele özgürlükçü ve demokratik bir toplumda asla kabul edilmeyecek hususlar. Bu tür gündemler artık geride kaldı" ifadelerini kullandı.

 


Macron'dan 'önemli' bir açıklama gelecek

Fransa Hükümet sözcüsü Benjamin Griveaux, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un gelecek hafta çok önemli bir açıklama yapacağını duyurdu.

Fransa'da "Sarı Yelekler"in eylemleri tüm hızıyla devam ederken, Fransız hükümetinden açıklama geldi.

Fransa Hükümet sözcüsü Benjamin Griveaux, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un gelecek hafta çok önemli bir açıklama yapacağını duyurdu.

Griveaux, Macron'un yapmayı planladığı açıklamanın tam tarihi ve içeriğiyle ilgili kesin bilgi vermekten kaçındı.

 


Patronların Ensesindeyiz ve Yapıcılar'dan Gülsan işçilerine destek ziyareti

Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı ve Nâzım Hikmet Kültür Merkezi bünyesinde çalışmalarını yürüten Yapıcılar Müzik Grubu, 45 gündür direnen Gülsan işçilerine dayanışma ziyareti gerçekleştirdi.

Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı ve Yapıcılar Müzik Grubu, direnişteki Gülsan işçilerini ziyaret etti.

Ziyarette Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı adına konuşma yapan temsilci, direnişin başından beri Gülsan işçisinin yanında olduklarını, direniş kazanımla sonuçlanana kadar da bu birlikteliğin devam edeceğini vurguladı. 

"Krizin faturası her zaman işçilere, yoksullara çıkarılıyor. Sistemin mantığı yoksulun cebinden alıp zenginin cebine koymak şeklinde işliyor" diyen temsilci, "Anıtur, Flormar, 3. Havalimanı, Makro, Gripin işçilerinin ve sizin direnişiniz gösterdi ki; ancak örgütlü olarak bir arada durduğumuzda, mücadele ettiğimizde kazanım elde edebiliriz. Bugün buradaki direnişiniz Türkiye işçi sınıfına örnek oluyor. Türkiye'deki bütün işçilerin ve parçası olan bizlerin size teşekkür borcumuz var" ifadelerini kullandı.

Konuşmanın ardından söz alan bir işçi, direnişe desteklerinden dolayı Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı'na teşekkür edip, yakın zamanda patronun evine yürüyüş gerçekleştirmek istediklerini belirtip bu yürüyüş için de destek istediklerini dile getirdi.

Yapıcılar Müzik Grubu da işçilere dayanışma mesajlarını iletip Nâzım Hikmet'in şiirlerinden besteledikleri şarkıları seslendirdiler.

Ziyaret, işçilerin Flormar, Cargill, 3. Havalimanı ve Makro işçilerine destek mesajlarının ardından son buldu. 

 


Uma Thurman'dan 'Sarı Yelekliler' eylemine destek

Oyuncu Uma Thurman, Paris'te dün yapılan 'Sarı Yelekliler' eylemine katıldı, eylemden bir kare paylaştı.

Fransa'da haftalardır devam eden eylemlere destek de artıyor.

Dün yüzlerce kişinin gözaltına alındığı Paris'teki eylemlere oyuncu Uma Thurman da destek verdi.

Thurman, eylemden bir kareyi Instagram hesabından paylaştı.


Zorunlu askerlik süresi ne kadar düşürülecek?

Milli Savunma Bakanlığı'nın askerlik süresinin kısaltılmasına ilişkin çalışmaları sürerken, uzun dönem askerliğin 12 aydan 9 aya veya daha aşağıya çekilebileceği öğrenildi.

Askerlik süresinin kısaltılmasına ilişkin çalışmalar sürerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "Bana kesin neticeyi vermedikten sonra bir değerlendirme yapmam doğru olmaz. Bu işin sorumlusu Milli Savunma Bakanımız. Onlar çalışmayı yapacaklar. Bize sunumlarını yaptıktan sonra uygundur, uygun değildir bunu söyleyeceğiz" açıklaması gelmişti.

Habertürk'ten Çetin Aydın'ın haberine göre, uzun dönem askerliğin 9 ay ya da daha aşağıya çekilmesi planlanıyor. Benzer şekilde şu an 6 ay askerlik yapan üniversite mezunlarının da askerlik süresinin düşürülmesi masada.

Çalışmalarda sona gelindiği ve kısa süre içinde Erdoğan'a sunulacağı belirtiliyor.

 

 


Üzerinden geçmediğimiz köprüler için 4 milyar 530 milyon TL ödedik!

AKP'nin patronlara verdiği geçiş garantileri nedeniyle müteahhit firmalara merkezi bütçeden 4 milyar 530 milyon 893 bin 467 TL ödeme yapıldı.

CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın sorusu üzerine Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından verilen cevapta, yüklenici firmalara verilen garantiler nedeniyle 2016 yılında 1 milyar 127 milyon, 2017 yılında ise 3 milyar 403 milyon ödeme yapıldığı ortaya çıktı. Karayolları Genel Müdürlüğü, 2019 yılında müteahhitlere yapılacak “Garanti Ödemeleri” için merkezi bütçeden 3 milyar 549 milyon 743 bin lira talep etti.

Yapılan yazılı açıklamada 2018 yılını takip eden üç yıl için Karayolları Genel Müdürlüğü Hazineden 323 milyon TL bütçe talep etti. 2018 yılında ödenen “Garantiler” ile devletin kasasından müteahhitlere altı yılda 10 milyar liranın üzerinde ödeme yapılacağı tahmin ediliyor.

Odatv'nin haberine göre, Karayolları Genel Müdürlüğü raporuna dayanılarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen cevapta, 2016 ve 2017 yıllarında müteahhit firmalara “Geçmiş Yıllarda Ödenen Garantiler” kalemi üzerinden 4 milyar 530 milyon 893 bin 467 TL ödeme yapıldığı bildirildi.

Yapılan açıklamada, Gebze – Orhangazi – İzmir Otoyolu (İzmit Körfez Geçişi ve Bağlantı Yolları Dahil) için 2016 yılında 649 milyon 196 bin 832 lira, 2017 yılı için ise 1 milyar 659 milyon 369 bin 303 lira ödemenin yapıldığı bildirildi. Aynı yazılı açıklamada Kuzey Marmara Otoyolu Odayeri – Paşaköy Kesimi (3. Boğaz Köprüsü Dahil) için 2016 yılında 478 milyon 690 bin 184 lira, 2017 yılında ise 1 milyar 743 milyon 637 bin 147 lira ödemenin garanti kapsamında müteahhitlere yapıldığı açıklandı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, bu iki proje için 2016 ve 2017 yıllarında Hazineden müteahhitlere toplam 4 milyar 530 milyon 893 bin 467 lira ödeme yapıldığını bildirdi. Bakanlıkça yapılan yazılı açıklamada bu iki proje için 2019 yılında 3 milyar 549 milyon 743 bin liralık ödeneğin ayrıldığı duyuruldu.Bakanlık 2018 yılı için yapılan ödemelerle ilgili ayrıntılı bir açıklama yapmazken, Kuzey Marmara Otoyolu Odayeri – Paşaköy Kesimi için 1 milyar 743 milyon 637 bin 147 lira 43 kuruş ödeme yapıldığını duyurdu.

Avrasya Tüneli olarak bilinen İstanbul Boğazı Karayolu Boğaz Tüp Geçişi Projesi kapsamında müteahhit firmalara 2016 ve 2017 yılında her hangi bir ödeme yapılmazken, 2018 yılında toplam 123 milyon 718 bin 819 TL ödeme yapıldığı bildirildi. 

Bakanlık ileriye dönük yapılan hesaplarla, 2019 yılı için 167 Milyon TL, 2020 yılı için 129 Milyon TL ve 2021 yılı için ise 27 milyon TL olmak üzere, üç yıl için toplam 323 Milyon TL ödeneğin Hazine’den talep edildiği belirtti. 

CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın sorularına gelen yanıta göre, Garanti Ödemeleri adı altında Hazinenin müteahhitlere 2016 yılından itibaren 2021 yılına kadar yapacağı toplam ödemenin 10 milyar 270 milyon 992 bin 433 lira 43 kuruş olduğu hesaplandı.


Ukraynalı general: Kiev, nükleer silah üretmek için benzersiz imkanlara sahip

Ukrayna'nın NATO misyonu eski temsilcisi Pyotr Garaşuk, Kiev'in nükleer silah üretmek için benzersiz imkanlara sahip olduğunu söyledi.

Ukrayna'nın NATO misyonu eski temsilcisi Pyotr Garaşuk, Kiev'in nükleer silah üretmek için benzersiz entelektüel, organizasyonel ve finansal imkanlara sahip olduğunu savundu.

Obozrevatel televizyonuna demeç veren Garaşuk, Ukrayna'nın nükleer silah üretmek için benzersiz imkanlara sahip olduğu iddiasını gündeme getirerek, Kiev'in sadece atom bombası değil, füzeler için tam teşekküllü nükleer başlıklar üretebileceğini kaydetti.

Sputnik'te yer alan habere göre, ülkedeki tek kıtalararası balistik füze fabrikasının Dnyepr'de bulunduğunu anımsatan general, 'Satana' (Şeytan) adı verilen füzenin ne ABD, ne Rusya, ne de Çin tarafından geliştirildiğini de söyledi.

 


Sahneden düşen robot için açıklama: Müziğin ritmine kapıldı...

Antalya'da sahnede dans gösterisi yaparken düşerek kırılan robot 'Mini Ada'nın üreticisi Dr. Özgür Akın, 'Robotlarımızdan biri müziğin ritmine kapılarak sahneden düştü. Mühendislerimiz ilk müdahalesini yaptı. Sağlık durumu iyi' dedi.

Antalya'da dün 4'üncüsü düzenlenen 'Akdeniz Bilişim Zirvesi'nde, dans gösterisi yapan insansı robotlardan 'Mini Ada', kontrolden çıkıp, sahneden düşmüş, dijital ekranı ve baş kısmı kırılmıştı.

Robotların üretildiği firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Özgür Akın, Twitter'dan yaptığı paylaşımda, "Akdeniz Bilişim Zirvesi'nde sunucu ve dans gösterisi yapan robotlarımızdan biri müziğin ritmine kapılarak sahneden düştü. Mühendislerimiz ilk müdahalesini yaptı. Sağlık durumu iyi. Bu süre zarfında geçmiş olsun dileklerini ileten tüm halkımıza teşekkürler" ifadelerini kullandı.

 


Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yerel seçimler öncesi dikkat çeken yetki

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütçenin vergi gelirlerinden dilediği partinin belediyesine dilediği kadar para aktarabilecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yerel seçimler öncesinde önemli bir yetki daha verildi.  Cumhurbaşkanı bütçeden, dilediği partinin belediyesine dilediği kadar para aktarabilecek. Bu konuda sınırsız yetkiyi düzenleyen madde, AKP'lilerin oylarıyla benimsenip torba yasaya konuldu.

Sözcü'den Erdoğan Süzer'in haberine göre, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda AKP oylarıyla kabul edilen ve TBMM Genel Kurulu'na gönderilen torba teklifin 48'inci maddesiyle, belediyelere bütçeden yapılan kaynak aktarım yöntemlerine yeni bir kalem daha ekleniyor. Mevcut düzenlemeye göre, belediyelere nüfus yoğunluğu ve gelişmişlik endeksine göre bütçenin vergi gelirlerinden kaynak aktarılıyor. Bu aktarımda nüfus yoğunluğu yüzde 80, il veya ilçenin gelişmişlik endeksindeki yeri yüzde 20 ağırlıkla etkili oluyor. Ayrıca il ve ilçelerin yüzölçümü, konut ve işyeri sayısı, altyapının durumu gibi değişkenler de dikkate alınıyor. Kaynak İller Bankası'na (İlbank) aktarılıyor ve İlbank bu ödeneğin yüzde 65'ini eşit şekilde, yüzde 35'ini ise nüfus esasına göre 2 taksitle belediyelere gönderiyor.

YENİ MADDE EKLENDİ

Yasaya eklenen yeni maddeyle ise belediyelere ikinci bir yolla daha bütçeden kaynak aktarılmasının önü açılıyor. Ancak bu aktarımda nüfus ve gelişmişlik gibi kriterler değil, Cumhurbaşkanının tercihi esas alınacak. Yeni madde ile yasaya ‘'Belediyelerin ihtiyaç duyduğu yatırım nitelikli projelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesine konulan belediyelere yardım ödeneğini, belediyelerin talebi üzerine kullandırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir” hükmü konuldu. Madde TBMM Genel Kurulu'nda da kabul edilirse, Cumhurbaşkanı, hangi belediyeye ilave kaynak aktarılacağına tek başına karar verecek.


'Abdullah Gül yeni parti kuracak, Kılıçdaroğlu'na İstanbul için sürpriz aday teklifinde bulundu'

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmeye ilişkin ilginç bir iddia gündeme geldi.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmeye ilişkin dikkat çeken bir iddia gündeme geldi.

AKP'ye yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesi yazarı Süleyman Özışık, Gül'ün Kılıçdaroğlu'na İstanbul adaylığı için Ali Babacan'ı önerdiğini ileri sürdü.

Özışık, Gül'ün seçimlerin ardından Saadet Partisi'nin başına geçebileceğini ya da yeni parti kurabileceğini de iddia etti.

Yazının ilgili bölümü şöyle:

Abdullah Gül'ün bir parti kurma, ya da bir partinin başına geçme hazırlığı içinde olduğunu, Doğu ve Güneydoğu’daki aşiretler başta olmak üzere bazı STK temsilcileriyle de gizliden gizliye görüştüğünü yaklaşık 1 yıl önce duyurmuştum. Aslında bu yeni oluşum Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce harekete geçecekti ama işler planlandığı gibi gitmediği için ertelendi. 

Hangi tarihe ertelendiğini merak ediyorsanız, söyleyeyim.

Yerel seçimlerden hemen sonra harekete geçilecek. Kılıçdaroğlu ile Gül arasında gerçekleşen görüşme, bu yeni oluşumun temelini atmak içindi. 

O temelin atılabilmesi için, AK Parti'nin bu seçimlerden zayıflamış olarak çıkması gerekiyor. Sadece oy oranı alarak değil, İstanbul ve Ankara gibi şehirleri de kaybetmesi gerekiyor. 

İşte görüşmenin ana konusu da zaten bu mesele üzerine kurulu...

Duyduğuma göre Abdullah Gül, İstanbul için Ekrem İmamoğlu yerine, AK Parti'den de oy alabilecek bir isim önerisinde bulunmuş. 

AK Parti'yi, AK Parti'nin içinden çıkan, herkesin sempatisini kazanmış ve başarılarıyla nam salmış bir ismin zayıflatabileceğine dair görüş bildirmiş. 

Tahmin edemeyenler için söyleyeyim. O isim, bir dönem ekonominin dümeninde oturan Ali Babacan! 

Babacan'ın bu durumdan haberi var mı ya da Kemal Kılıçdaroğlu bu ismi kabul eder mi bilmiyorum tabi...

Bu arada Abdullah Gül'ün yeni bir parti ya da oluşum içinde yer alacağımı söyledim ama. Yeni parti yerine hazır bir partinin başına da geçebilir.

Bu parti büyük ihtimalle Saadet Partisi olabilir

Fatih Erbakan'ın Refah Partisi'ni kurmasından sonra pili tamamen biten Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile buluşması boşuna değildir herhalde...

Öyle değil mi?


'Alkol satışı yasaklansın' diyen Erkan Petekkaya, kaçak içki satıyormuş

'Acilen alkol ve sigaranın yasaklanması gerektiğini düşünüyorum' sözleri nedeniyle tepki çeken oyuncu Erkan Petekkaya'nın kaçak içki sattığı ileri sürüldü.

Verdiği bir röportajda "Acilen alkol ve sigaranın yasaklanması gerektiğini düşünüyorum" diyen Erkan Petekkaya'ya ilişkin ilginç bir iddia gündeme geldi.

Halk TV'de program yapan Çağlar Cilara, sosyal medyadan paylaştığı mesajında, "İçki yasaklansın diyen Erkan Petekkaya hem içki içiyor, hem restoranında içki satıyor ve bunu yasa dışı yapıyor. Çünkü işyerinde içki satma ruhsatı yok! Ruhsatsız içki satıyor. Kesin bilgi" dedi.

 


T-34 tankının babası Mihail Koşkin

'Bugün anısı eski Sovyet topraklarında hala yaşatılan Mihail Koşkin, kendi kuşağı devrimci mühendislere özgü fedakârlık, teknik kabiliyet ve Sovyet halkları için geliştirdiği/yaptığına güven duyan isimlerin başında gelir. Onun ve yoldaşlarının sayesinde kapitalistler tarafından 'geri' olarak nitelenen Sovyet sanayiinin aslında neleri başarabileceği görülmüştür.'

2. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği Kızıl Ordusu bünyesindeki en önemli silahlardan bir tanesidir T-34 tankı. Bu tank, dayanıklılığı, etkili vurucu gücü ve savaş alanındaki başarılarıyla taraflı tarafsız her gözlemcinin beğenisini kazanmıştır. Bu tanınırlığa sahip T-34’ün arkasındaki isim olan Mihail Koşkin ise neredeyse hiç bilinmez. Bu yazıda T-34 tankının babası sayılan mühendisi tanıtmaya çalışacağız.

Çarlık Rusya’sında 1898 yılında yoksul bir köylü ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Babasının erken yaşta ölmesi üzerine çalışmak zorunda kalır. Gıda imalat atölyelerinde ve tekstil fabrikalarında çalışır. 1917 yılı başında Çarlık ordusuna alınır.

Batı Cephesinde savaşırken yaralanarak Moskova’ya cephe gerisine yollanır. 1917 yılı sonunda taburcu olduktan sonra ordudan da terhis edilir. Ekim Devriminin ardından patlak veren Rus İç Savaşı sırasında Bolşevik Kızılordusuna katılmak için gönüllü olur. 1918 yılı Nisan ayında Kızılordu saflarındadır. Çok çeşitli cephelerde çarpışır, bu dönemde hem Rus ordusundaki hem de düşman envanterindeki zırhlılara ve tanklara ilgi duyar. Özellikle İngiliz Mark V tankı dikkatini çeker.

1919 yılında Bolşevik Partiye üye olan Koşkin, 1921 yılında ordudan terhis edilince Moskova’daki Sverdlov Komünist Üniversitesine yazılır. Bu dönemde Sergey Kirov ve Grigori Ordjonikidze gibi devrimin önde gelen önderleriyle tanışma fırsatı bulur. Partide oldukça aktif olan ve başarılı bir örgütleyici olan Koşkin 1929 yılında Kirov’u arayarak teknik eğitim almak istediğini belirtir, böylece hayatında yepyeni bir sayfa açılır. 30 yaşında Leningrad Politeknik Enstitüsünde mühendislik eğitimine başlar. 1934 yılında otomobil ve traktör tasarımcısı mühendis olarak mezun olur. Bugün GAZ adı altında faaliyet gösteren Nijniy Novgorod Otomobil Fabrikasında uyguladığı iyileştirmelerde bulunur. Sonraki dönemde Ağır sanayi Halk Komiserliğine bağlı fabrikalarda görev yapar. Ancak aklı tank tasarım bürolarına girmektedir. Leningrad’daki Kirov Fabrikasında üretilen T-28 ve T-26 tekerlekli tanklarda yaptığı iyileştirmeler nedeniyle Kızıl Yıldız Nişanına layık görüldüğünde takvimler 1936 yılının Nisan ayını göstermektedir. Koşkin 1936 yılının sonlarında Ağır Sanayi Halk Komiseri Ordjonikidze tarafından orta ölçekli, yüksek hızlı yeni bir ana muharebe tankı tasarlamak üzere Harkov’daki fabrikaya gönderilir. Koşkin, İspanya İç Savaşında kullanılan T-26 tanklarının güçsüz yanlarını analiz eder, süregiden farklı tank tasarımlarının bütünleştirilmesini önerir. Bu sırada yeni bir tank olan ve T-34’ün öncülü sayılabilecek olan BT-20 prototipi üretilir. Bu dönem, Sovyet iktidarına karşı gizli tertiplerin kurulduğu, Kirov suikastıyla ortaya çıkan terör eylemlerinin planlandığı, özellikle bazı fabrika üst yönetimlerinde bilinçli sabotaj girişimlerinin yaşandığı dönemdir. Bu zorlu dönemde bildiği yoldan ısrarla giden Koşkin 1938 yılına gelindiğinde Baş Tasarımcı olmuştur, yaklaşan dünya savaşı için ise Sovyet Kızıl Ordusunun ana muharebe tankına ihtiyacı artık yakıcı hale gelmiştir. 

BT-20 tankı

T-32 tankı

Devamlı olarak tasarımlarını geliştirmeye çalışan ve elindeki olanaklar açısında Bolşevik lider Stalin tarafından hiçbir şey esirgenmeyen Koşkin BT-20, T-32 ve KB-520 tanklarını Sovyet yönetimine sunar. Ekim Devriminin ardından bağımsızlığını kazanmış olan ancak Bolşevik yanlısı örgütleri adeta kılıçtan geçiren, gericiliğin kalesi haline gelen Mannerheim Finlandiya’sı ile 1939-40 yılında patlak veren Kış Savaşı sırasında faal olarak kullanılan T-32 tankının zayıflıkları ortaya çıkmıştır. Zırh kalınlığında top büyüklüğünde, çekiş gücünde yapılan iyileştirmelerle beraber T-34 tankı artık büyük ölçüde ortaya çıkmıştır. 1940 yılı Şubat ayında iki adet prototip T-34 üretilir ve mukavemetinin denenmesi için Harkov-Moskova-Harkov yarışına tasarladığı tankı bizzat kullanarak katılır. Diğer tankların başarısız olduğu olağanüstü zor parkurdan alnının akıyla çıkan Koşkin’in tasarladığı tank seri üretim için gerekli onayları Sovyet liderlerinden alsa da Koşkin yarış sırasında zatürreye yakalanmıştır. Sanatoryuma kaldırılsa da iyileşmeyen Koşkin 26 Eylül 1940 günü, 2. Dünya Savaşının Sovyet topraklarına sıçramasından dokuz ay önce vefat eder. Başladığı proje yardımcısı Aleksandr Morozov tarafından yürütülür ve geliştirilir.

T-34 tankı savaşta Nazi işgalinin püskürtülmesi ve dünya halklarının faşist boyunduruktan kurtarılmasında önemli rol oynamış, adeta bir kurtuluş simgesi haline gelmiştir. Rakiplerine sağladığı teknik üstünlüğün ötesinde Sovyet insanının kahramanlığının aracı olmuştur. 

Bugün anısı eski Sovyet topraklarında hala yaşatılan Koşkin, kendi kuşağı devrimci mühendislere özgü fedakârlık, teknik kabiliyet ve Sovyet halkları için geliştirdiği/yaptığına güven duyan isimlerin başında gelir. Onun ve yoldaşlarının sayesinde kapitalistler tarafından “geri” olarak nitelenen Sovyet sanayiinin aslında neleri başarabileceği görülmüştür. Eşit ve özgür bir toplumsal sistemin emrindeki devrimci işçilerin, mühendislerin, tasarımcıların neler yapabileceğini Mikoyan (Mig) – Sukhoi (Su) – Tupolev (Tu) uçakları, Kalaşnikov silahları, Sputnik uydusu, Soyuz mekikleri gibi sayısız örnek göstermiş ve göstermeye devam etmektedir…


Nihat Behram’la 'Ateşi Solumak' kitabı üzerine: Ateş hayatın kendisidir

50 yıla yayılan 22 şiir kitabının ve yayınlanmamış son şiirlerinin 'Ateşi Solumak' adıyla tek ciltte toplandığı şair Nihat Behram, kitaba ve 50 yıllık mücadelesine ilişkin Cansu Fırıncı'nın sorularını yanıtladı. Behram, 'İlk yazdığım şiire ihanet etmedim, şiire yaşam silahım gibi sarıldım, çünkü yazmasam, ayakta kalamayacağımı anladım. Şiir soluk almamın biçimi oldu. “Ateş” de...

Şair Nihat Behram, 50 yıla yayılan 22 şiir kitabının ve yayınlanmamış son şiirlerinin 'Ateşi Solumak' adıyla tek ciltte toplandığı esere ilişkin Cansu Fırıncı'nın sorularını yanıtladı.

Cansu Fırıncı: 1967 / 2017 arasına yayılmış 22 şiir kitabın Toplu Şiirler olarak “Ateşi Solumak“ adıyla tek ciltte yayınlandı. Öncelikle sana uğurlu olsun, bizim için de: gözümüz aydın! 

Nihat Behram: Uğur dileğin senin tertemiz yüreciğinin tomurcuğu, ben de dilerim ki hayat senin uğurlu umut tomurcuğunun özsuyu olsun!

C.F.: Twitinde: “Kronik kalp çarpıntısı 'reçeteye' sığmaz” diyorlardı, sığıyormuş! 50 yıla yayılmış 22 şiir kitabım ve yayınlanmamış son şiirlerim Everest Yayınları’nca "ATEŞİ SOLUMAK" adıyla tek ciltte toplandı.Yine de DİKKAT, ‘yan tesiri' var: Şiir kalbe dokunur!”  Diye duyurduğun kitabını tam da Taranta Babu oyunumda sahneye çıkma öncesinde kuliste, birden kapıyı açıp, “Sana tuğla getirdim, al solu” diye bana armağan etmiştin. Kalbimdi dokunduğun, “tuğlanı” kitaplığımın en üst köşesine koydum! Okuyup okuyup aklımda/ruhumda yeni yapılar inşa ediyorum.

N.B.: O zaman şiire “ruh tuğlası” diyelim, daha uygun! O gün soluk soluğa yetiştiğim senin Taranta Babu oyunundan da ben, ruhumu “yapı tuğlası” doldurup çıktım. Büyük şiirin ölümsüzlüğünü bir kez daha soluyarak. 

C.F. : Kitabı ayrıca konuşuruz, fakat ilkin sormak istediğim şu: bu kitap ömrünün 50 yılını yani yarım asırlık bir süreci içeriyor. Zalime boyun eğmeden, dimdik geçirdiğin, zindan/işkence acısı, gurbet/hasret sancısı, öfke, keder ve hiç sönmeyen bir umut, mücadele ateşi... Ne zindanda eğildin, ne ömrünün 17 yılını geçirdiğin sürgünde... nasıl bir şey böyle bir hayatı taşımanın duygusu? 

N.B.: Bunda olaganüstü bir durum yok, yani hayatımda. İnsan olduğunun bilinciyle hayatı soluyan herkes için olağan bir hayat. Zindanda/işkencede olduğum dönem yurdumun en değerli evlatları da zindanda/işkencede idi, dahası katliamlarda, darağacında can verdiler. Sürgün acısı hakeza öyle. Öfke, hiç sönmeyen umut, mücadele ateşi de... İnsanın kimliğini yaşarken tuttuğu saf, savunduğu değerler belirliyor. Zalimle mazlum ayrımında nerede duruyorsun; kabalıkla incelik, acımasızlıkla merhamet, yobazlıkla bilim, karanlıkla aydınlık, kötülükle iyilik, korkuyla cesaret ayrımında nerede duruyorsun? Duruşun senin kimliğindir. Zalim ya da mazlum, korkak ya da cesur, kaba ya da ince... Kısacası insan kılıklı bir yaratık ya da insan. İnsanım diyorsan kimliğinin bileğitaşı da insani değerlerdir. “İncelik inim inim / kabalık azgın” diye bir dize düşüyorsam, bu benim tuttuğum safın çığlığıdır. İnsanım diyen biri bilginin cehalete, inceliğin kabalığa, masumiyetin suçluluğa teslim olmasını nasıl kabullenebilir? Kabullenmediğin noktada zaten kavga başlar, insan olmanın kavgası. Bir insan için, insan olma çabasından doğal ne olabilir. “Hayatımda olağanüstü bir durum yok” dediğim bu. Bu değerler saldırı altındaysa, tabii ki dikleneceksin/direneceksin, ‘bedeli şu olur, bu olur’ diye hesaplamadan dövüşeceksin? Direnmesem hayattan utanırım! “Kendinden önce yavrusunu doyuran /minicik sakadan utanırım / anacıl bir ses olsun özleyen öksüzün hüznünden utanırım / açlıktan kurumuş bebelerin mahzun bakışlarından / dağlardan utanırım, direnen arkadaşlardan” dizeleri bunun ifadesidir. Yazdığın şey senin ruhunu yansıtırken, senin kimliğini de şekillendirir. Ne ruhunun tanımı olmayan sözden sanat çıkar, ne de tanımladığı şeye ruhuyla örtüşmeyen insandan sanatçı. Yani teslimiyetçi ruh taşıyan bir insan, direniş anıtı olan İbo’nun hayatını, Deniz’in kavgasını yazamaz. Yazsa da yazdığı ‘sahte evrak’ olur, sahi sanat değil. Nâzım’ın Taranta Babu'suna bak! Her sözü nasıl sahi. Çünkü Nâzım hayatı sahte değil, sahici solumuş; insanlığın, insani değerlerin safında solumuş; mazlumun, masumun, mahzunun yanında solumuş. Nâzım’ın hayat kimliği bu. Hayat kimliği böyle olanın, hayatı öyle soluması son derece olağan. Şiirlerinin olağanüstülüğü bu olağan oluşta gizli. Diyesim o ki: devrimcilik olağanüstü bir durum değildir, devrimcilik insanım diyen herkeste olması gereken normal/olağan bir durumdur. Normal olmayan/anormal olan gericiliktir! Yazık ki egemen olan/başta/yönetimde olan da o anormallik! 

C.F.: Şiir dışında roman/deneme/makale/masal gibi türlerde de yapıtların var. Daha da önemlisi, 2 tür var ki, bu 2 türü edebiyata sen kazandırdın. İlki 'Belgesel Anlatı' türü. Sanırım Darağacında Üç Fidan ve Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit bu türün ilk örnekleri. Daha önce böyle bir tür yok. Fakat daha sonra 'belgesel anlatı' diye yayınlanmış bir çok kitap var. İkincisi, geçtiğimiz yıl yayınladığın 'Şiirözü' kitaplar. Bu tür, yani 'şiirözü' türü de bir ilk. Daha önce yazında böyle bir tür de yok. Dikkatimi çekense, yazın dünyasında bu yeniliklerin görmezden gelinmesi! Nedeni ne ola ki? Ayrıca, senin kafanda bu 'yeni türler' nasıl oluştu?

N.B.: Nedeni 'körlük' değil! Darağacında Üç Fidan'dan sonra bir çok kitap 'belgesel anlatı' diye çıkmışsa, demek ki görmüşler. Hesaplı bir 'görmezden gelme' söz konusu. Başka bir alandan, hayattan örnek vereyim: Bak bu gün toplumda çok önemli direnişler ve direniş odakları var. Ama medyada yansımıyor. Körlükten mi, hayır, hesaplı görmezden gelme! 'Görmezden gelmenin' gücü, hayatı durdurmaya yetiyor mu? Sonuçta kazanan hayattır, öyle bakacaksın! Türlerin nasıl oluştuğuna gelince: Darağacında Üç Fidan'ın ilk yazımı gazetede 'röportaj' olarak yayınlanmıştı. Kitap olarak çıkarırken, düşündüm, röportajda değil, yoğunluk 'anlatı'da. Yani düş var, düşsel kurgu var. Şiirle köprüsü var. İlkin 'anlatı' mı desem diye düşündüm. Ama salt o da değildi. Belge yoğunluğu vardı. Anlatılanların kökleri belgelerdeydi. Bu düşünme yoluyla 'belgesel anlatı' kavramına ulaştım. Şiirözüne gelince: Seninle daha önce de yaptığımız bir konuşmada söylediğim gibi, “bu kavramı arıdan yürüttüm”! Yani “balözü”nden. Bu kitaplar şiirin özüne ilişkin. Bir şiir şairinde nasıl birikir, ona ilişkin. Kitapların ilk bölümünde bu süreç masal diliyle ve resimlerle anlatılıyor. 2. bölümde şiirin kendisi, son bölümde ise şiirde geçen bitki/hayvan ve olgular hakkında, şiirle bütünlüğü içinde özlü açıklamalar/bilgiler var. Evet, 'Şiirözü' yazında yeni bir türdür. 'Görmezden gelinmesi' ise, sadece kendilerine odaklı, kerameti kendinden menkul “aydın/sanatçı/eleştirmen” dünyasının bizlere karşı çok eski haseti! “Yapılarını” bildiğim için benim açımdan bunun şaşırtıcı bir yanı yok, ayrıca “bir değerlendirme olsun”a ihtiyacım da yok! Asıl sorun, okur olmanın bilincindeki insanların ilgisizliğidir. Sadece bu kitaplara değil, gerçek sanat kitaplarına, gerçek sanata ilgi düşüklüğü asıl sorun. Düşün ki “şiirlerim hakkında ne düşünüyorsunuz” diye bana yollanan dosyaların sayısı kadar şiir kitabı okuyan yok. Bir başka örnek: Kitlesel etkinlikler/dinletiler vb. de şiir okuduğum kitle yüz binler, ama kitaptan okuyanın sayısı yüzler! Yine bir başka örnek: Saman alevi/eften püften kitaplar “çok satar”ken, ciddi yazarlar ve ciddi yazarlık “kaderine terk” durumunda! ‘Devrimcilerin dünyası’nda da durum farklı değil. Ivır zıvıra ilgi, doğru dürüste ilgiden çok fazla!

C.F: Önemli bulduğum için bu konuyu biraz daha açmak için soruyorum, önceki yıllarda, hatta daha da eskiden sizin gençlik döneminizde gerçek sanat kitaplarına, toplumcu kültüre, devrimci yazarlara ilgi daha fazlaydı. Liberalliğin galebe çaldığı bir dönem geldi. Ucuz içerikli postmodern kültür öne çıktı. Yani Orhan Kemal'lerin yerini Orhan Pamuk'lar aldı... Bu da toplumsal yozlaşma değil mi?

N.B: Oktavio Paz’ın bir sözü var, “Gökyüzünde bir yıldız kaysa, parıltısı bir anda tüm dikkati çeker, ama ömrü birkaç saniyedir; bir de ufak ışıltılı da olsa, yıldızlar var, milyonlarca yıldır ışıldayan ve ışıdayacak olan” diye. Diyeceğim şu: Zaman zaman sistem körüğüyle pompalanan “akım”lar, “yıldız kayması” misali gelip geçicidir. İyi olan kalır. Hayatın terazisi şaşmaz. Karacaoğlan televizyonlara mı çıkmış ki, saraylarda mı beslenmiş ki? Ama şiirleri göğün sönümsüz yıldızları gibi gönüllerde ölümsüzlüğe kazılı. Onun döneminin “saray yalakalarını” kim anımsar? İşin bir yanı bu. Diğer yanı ise, senin dile getirdiğin kaygı. Çok önemle üstünde durmamız gereken bir durumdur. Siyasi iktidarlar yine gericiydi ama, sadece yurdumuzda değil, dünyada da 1970'li yıllara dek, kültürde toplumcu/devrimci gerçekçi kültür iktidardı. Şilinin Neruda’sından Fransa’nın Aragon’una, Almanya’nın Brecht’inden Türkiye’nin Nâzım’ına kadar. 70'li yıllarda bir gence “yazarlarımızı say” dense, “Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Nâzım...” diye başlardı... Şimdi sor, büyük çoğunluk “Orhan Pamuk, Elif Şafak...” diye başlar. Yani kültürde de bir “iktidar” değişikliği oldu. Dünyada da böyle. Almanya’da “yeşiller” ne kadar “solcu” ise, bugün başat kültürün “düzeyi” de o kadar! Elbette bir yozlaşmadır. Ciddi okur, ciddi aydın kesimler, bilinçli insanlar bunu görerek tavır almazlarsa, bu yozlaşma daha da derinleşir. Sabahattin Ali’den bir kitap okumamış ama “en önemli yazar” dendiğinde “Orhan Pamuk” diye başlayan kişinin sadece “okurluğu” değil, ciddiyeti de sorunludur. Eften püftenlerin şöhret/servet içinde yüzdüğü memleketimizde en değerli yazarlarımız yokluk yoksunluk içinde süründüler. Ömrünün 8 yılını komünistlikten zindanda geçirmiş, gerisini yokluk/yoksuluk içinde yaşamış Enver Gökçe düşkünler yurdunda öldü! Bu, faşizmin düşmanından intikam almasıdır. Bu aynı zamanda, evladına sahip çıkmayan halkın ve halk güçlerinin utancıdır. Hakeza A. Kadir, Hasan İzzettin Dinamo, Orhan Kemal... Ülkenin en değerli aydınları yokluğun, yoksulluğun dibinde yaşadılar. “Sanatçı” sıfatlı şarlatanların bir dakikalık reklama 1 milyon dolar aldıkları ülkede... 

C.F: Burada bir parantez açıp soruyorum: 22 kitabını içeren toplu şiirlerin “Ateşi Solumak” dışında 23 kitabın daha var, yani 45 kitap. Kitaplarınla geçinebiliyor musun? Bildiğim kadarıyla yurtdışında manavlık/bahçıvanlık gibi işlerde de çalıştın. Yurda geldikten sonra da sürekli iş aradın. Birçok yazar yüklü ücretlerle gerici gazetelerde yazıp, AKP lokallerinde okumalara giderken sen bunları da reddettin. Bir dönem Yurt Gazetesi’nde yazdın, bildiğim kadarıyla orada da birikmiş maaşın ödenmedi.  Babadan kalma mirasın, dikili bir ağacın da yok. Nasıl yaşıyorsun, bu cesaret nereden?

N.B: Doğadan örnek vereyim: hiçbir hayvan yuvadaki yavrusuna zehirli yem taşımaz. Ben yavrumun biberonuna tek damda kirli süt koymadım. İnanmadığım ve kirli olan tek sözcük yüreğimden/beynimden kalemime düşmedi. Yazdıklarımın geliriyle o biberonu dolduramadığımda, alnımın teriyle yan işler yaptım. Bu yaşımda hâlâ da öyle. ‘Babandan miras kalmadı’ sözün doğru değil! Babamdan mal/mülk değil ama onur/dürüstlük/yurt ve insan sevgisi; suya, toprağa, havaya, arıya, çekirdeğe, dala, başağa saygı/tutku gibi dünya parasıyla ölçülemeyecek paha biçilmez miras kaldı. Bu konuda, “Miras” adında bir romanım bile var. “Dikili ağacın yok” sözün de doğru değil! Evren Cuntasınca T.C vatandaşlığından çıkarıldığımda, bir zarf geldi yurdumdan, açtım baktım, ağladım, açtım baktım ağladım... Bir fotoğraf var içinde, Toroslar'ın Akdeniz’e bakan yüzünde, bir fidan, bir yanında Ahmed Arif oturuyor, bir yanında Metin Demirtaş. Fotoğrafın arkasında “Seni kimseler bu yurttan sökemez, şair amcaları sürgünde doğan kızın için ve onun adıyla Mavi adlı bu fidanı dikti” yazıyor. Açtım baktım ağladım, açtım baktım ağladım. ‘Dikili ağaç’ ne, yurdumda benim ormanım var, kökleri kalbimde!

C.F: Aynı dönemde resmi makamlardan da bir “zarf” aldığını söylemiştin, bu anını da anlatmanı istesem...

N.B: O zaman, 1980’li yıllarda öyle bir yasa vardı. Şimdi nasıl uygulanıyor bilmem. Devlet vatandaşlıktan attığı kişilerin memleketteki mal varlığına da el koyup hazineye devrediyordu. Mal varlığım soruldu. Daktiloyu aldım önüme, sayfalarca mal vardığımın dökümünü yazdım: “777 bin kilometre kareden oluşan, doğusunda Ağrı Dağı, batısında Ege Denizi, kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Akdeniz olan” diye başlayıp, yurdumun bütün ovalarını, nehirlerini, ormanları/dağlarını, göllerini sıraladım ve “yukarda dökümünü sıraladığım”, Dedemin Dedesi Yunus Emre, Amcaoğlum Karacaoğlan, Dayım Dadaloğlu ve atalarımdan miras kalan mülkümün dökümü budur! Sahibi olduğum mülk, faşizmin kanlı pençelerince gasp ve işgal altındadır; mülkümü geri alıp özgürleştirme mücadelesinde dövüşüyorum...” diye noktaladım. Yanıtı okuyanların, o zaman ne düşündüğünü bilmem; bildiğim, mülkümün hâlâ gasp altında olduğu, hâlâ dövüşmekte olduğum...

C.F: O yıllarda tüm kitapların da yasaklanmıştı. 2000’li yıllara gelirken, tekrar yurttaşlık hakkını aldın, kitapların da yeniden basılmaya başladı. Fakat, yasaklar yakanı hiç bırakmadı. Örneğin, en son, 40 yıl önce yazdığın, uzun yıllar yasak kalmış, yargılanmış beraat etmiş ve uzun yıllardır serbest satan “Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit” yine yasaklandı. Üstelik, “sansür” denince nasırlarına basılmış gibi tepki veren bir kesim var ki, nedense bu yasağa tepkisiz kaldı. 

N.B: Zorbalık, hukuk dışılık sadece bu kitap konusunda değil, her alanda yaygın.Çantasından Grup Yorum konser bileti çıktı diye kelepçelenip zindana tıkılan gençler var. Bir anne bana yazmış, “Eczacılıkta okuyan kızım üniversite girişindeki aramada çantasında ‘Darağacında Üç Fidan’ bulundu diye gözaltına alınmış, nereye götürdüler, bulamıyorum, yardım edin” diyor. Bu karanlığa “zifiri” sıfatı da az! Sözünü ettiğin kitabımın yasaklanması ayrı bir “hukuk komedisi”! Polis arama yaptığı bir evden bu kitabı “suç unsuru” diye alıyor, savcı “suç unsuru” diye iddianameye koyuyor, yargıç “suç” diye yasaklıyor! “Ortada bir suç varsa, işleyen benim, benim hakkımda dava aç” diyorum, açmıyor, çünkü açsa, bu kitaptan yargılanıp beraat ettiğim ortaya çıkacak. Bu kitabın yasaklanmsı nedeniyle vaktinde AİHM tarafından T.C’ye ceza verildiği ortaya çıkacak.  Evinde kitap bulunan insan beraat etti. Ama kitap hâlâ yasak. Elbette peşini bırakacak değilim, elbette kitabım evladım gibidir, daha da ötesi kitabın konusu bir direniş. Teslimiyet neyin nesi? soL avukatlarıyla mücadeleyi sürdürüyoruz. Bu yasağa boyun eğmeyeceğim. Bu da boynumun borcu. 

C.F: Hemen her ay yurduna geliyorsun ve devrimci etkinliklere, kitap fuarlarına, şiir dinletilerine katılıyorsun. Bu “gel/git” de ayrı bir duygu yükü değil mi, yani o denli tutkun olduğun yurdun uzağında yaşamak?

N.B: Evet, gurbet/sıla arasında gel/git yaşıyorum. Gelmesi sevinç irisi, gitmesi hüzün kuyusu bir ‘gel/git’! Ama bazen insanın aşamadığı böyle çaresizlikleri de oluyor. Yurdumda “sağlık sigortası” dahil, hiçbir sosyal hakkım yok. Yalakalık yapmadan, boyun bükmeden ayakta durabileceğim bir işim de yok. Katıldığım etkinliklerin maddi getirisi yok, gönüllü katılıyorum. Sıla böyle. Gurbet dersen: birine beddua edeceğin zaman ‘gurbete düş’ de yeter! Kısacası: “Gele gide yol üstünde kanarım / Ne gurbette duruldum ne sılada/ Ona yanarım”

C.F: Son şiir kitabına, daha doğrusu “Ateşi Solumak” adıyla 22 şiir kitabını içeren “toplu şiirler” ine gelirsek, bu kitap ömrünün tarihçesi/özeti gibi. Kitabını  “Beni şiirler bağışlasın” notuyla sunuyorsun. Kitabın son şiiri olan “Gençlik Aşısı” adlı uzun şiir  “Çoğunluk şiir okurduk / ara sıra gazete / şiirden zaman kalırsa” dizeleriyle başlıyor, “Bu yaşımda bir kez daha anladım ki / hayat şiir kuyusu / şiir umut büyüsü / umut sevinç sürüsü insan olana” dizeleriyle bitiyor. Sanki, şiire başladığın günden bu güne şiirle yoğrulmuş ömrünün de özeti. Gözünü yum, ilk şiir yazdığın güne bir dön ve gel bugüne, sonra gözünü açıp, şiir/şiir sevdası senin için ne, onu söyle desem? 

N.B: Bak, gericilik toplumu birçok katmanıyla teslim aldı. Hukuku teslim aldı, eğitimi, medyayı kendi kontrolüne aldı. Hukuk, eğitim, medya kirlendi. Şiiri teslim alamadılar. Alamazlar. “Şiir kir tutmaz” demiştim. Aynen öyle. Kötülüğün şiiri olmaz. Çünkü kötüyü öven şey şiir olmaz. Vasat yetenekli bir şair Che’yi Ho’yu öven şiir yazar da, en büyük yetenekli şair gelsin Hitler’i, Evren’i öven şiir yazamaz. Şiir olmaz çünkü. Belki şairi teslim alırsın, yani karekteri zayıftır, satın alırsın. Türkücüyü satın alırsın, ama şiiri/türküyü değil. Kişi olarak teslim olduğu, boyun eğdiği, ruhunu sattığı an şair şiire ters düşer. Şiir hayat sevdasıdır, hayat katliamcısı değil. Toplumu da teslim alırsın, ama hayatı teslim alamazsın. Teslim alamadığın şeyin sevdasını nasıl teslim alacaksın. Hani bak, şunları konuşuyoruz, bu konuştuğumuz şeylerin ruhunu/duygusunu nasıl teslim alacaksın. Hayat sevdası teslimiyet taşımaz. Şiir hayat sevdasıdır. Can bu sevdaya tutunur, bu sevda canın kökleridir, soluğudur. Bitki ya da hayvan, bütün canlılar için böyledir. Tamam, can ölümlüdür, ama hayat ölümsüzdür. Genelde sanat, özelde şiir o ölümsüzlüğün gizinde filizlenir. Teslim alınmazlığı da ondandır. Tümünün özeti hayatta insani değerlerinle insan kalma mücadesi. “Hayat şiir kuyusu / şiir umut büyüsü / umut sevinç sürüsü insan olana” dediğim bu. İncelik, sevda, fedakârlık, onur, dürütlük, haksızlığa karşı olmak gibi insani değerler de,  insanlık düşmanlarına karşı uğrunda mücadele gerektirir; onu yok etmek isteyenlerin karşısına o değerlerle dikilmeyi gerektirir. Bundan vazgeçtiğin an şiir de senden vazgeçer. Şiiri yazan sen olsan da seni yöneten şiirdir (yani hayat). İlk yazdığım şiire ihanet etmedim, şiire yaşam silahım gibi sarıldım, çünkü yazmasam, ayakta kalamayacağımı anladım. Şiir soluk almamın biçimi oldu. “Ateş” de hayatın kendisidir. Hayatın kalbinde tutuşması onu solumaktan geçer.     

C.F: Bildiğim kadarıyla 12 Mart Faşizmi döneminde yargılandığın davalardan biri de “THKO’ya yardım” ve “Bomba Davası”. Yani “Silahlı eylemlere” katılmakla suçlandın. Ama senin asıl silahın her zaman şiir oldu. Bu hem, her dönem militan bir ruhla yazdığın zulme/haksızlığa isyan/başkaldırı şiirlerin için, hem çok yoğun doğa/sevda ruhuyla yazılmış şiirlerin için böyle. Böyle bakıp da, şiirin için “aşkta ve kavgada silahlanma” hali desek, 1968 ruhuna “nostaljik bir atıf” mı olur?  

N.B: Sorun, bir anıyı getirdi aklıma. Eskişehir’de, adıma şiir dinletisi düzenlenmişti. Büyük bir salon. Salon dolu. Fakat düzenleyen arkadaşlarda bir sıkıntı var. Tedirginler. “Nedir” dedim. “Nasıl söylesek hocam?” dediler. “Söyleyin” dedim. “Emniyet son anda, okunacak şiirleri istedi!” dediler. “Vermezsek ne yapacaklarmış?” diye sordum. Onlar da zaten aynı soruyu polise sormuşlar! “Eeee?” dedim. Arkadaşlar, polisin verdiği izin kâğıdını gösterdiler, izin “şiir okumama kaydıyla” verilmiş! Şiir dinletisi ama şiir okumamız yasak! “Tamam, saatinde başlayalım, bana bırakın!” dedim. Toplantıya başladık, 6.35 Astra tabancadan başlayıp, uzun menzilli füzelere dek silah tanımları yaptım ve “ama bunların tümünün zaman ve tahrip gücü sınırlıdır, fakat bir silah var ki onunla mücadelenin zaman sınırı yoktur, yüzyıllarca etki verir ve asıl özelliği de insanı yüceltip, insanlık düşmanlığını tahrip etmesidir; şimdi o silahlardan Atam Yunus Emre’yle atışa başlayıp, Dadal’la Karaca’yla, Kaygusuz’la devam edeceğim” dedim. Etkinliği kameraya alan polisin bile elleri titredi... Muhteşem bir etkinlikti. Yani o gün, o etkinlik aşkta ve kavgada silahlanma haliydi. 

C.F: Son sorum da şu, ki asıl merakım: “Ateşi Solumak” şiirden “emekli” olduğun anlamına gelmeyecek değil mi? Çıkınındaki, ruhumuzla soluyacağımız yeni ateşler neler?

N.B.: Benim merak ettiğim şey de zaten en çok bu... Yanıtını bir bilsem!

 


Bakan 'ihtiyacımız yok' dedi, 5 bin ton et ithal edilmesi kararı alındı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 'Ben önümüzdeki 4-5 ay ette ithallik bir durum görmüyorum. Türkiye'nin 4-5 ay boyunca ithal etle ilgili bir problemi yok gibi gözüküyor' dedikten bir ay sonra 5 bin ton et ithalatı kararı alındı.

TBMM Dışişleri Komisyonu'nda onaylanan anlaşma ile Sırbistan'dan 5 bin ton büyükbaş hayvan etinin "uygun gümrük vergisi indirimleriyle" ithal edilmesi kabul edildi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, geçtiğimiz ay konuk olduğu bir televizyon kanalında, Türkiye'nin kırmızı et üretimi ve ithalatına ilişkin değerlendirmede bulunmuş, "Ben önümüzdeki 4-5 ay ette ithallik bir durum görmüyorum. Önümüzdeki 4-5 ay boyunca Türkiye'nin stokları bol bol yeterli. Türkiye'nin 4-5 ay boyunca ithal etle ilgili bir problemi yok gibi gözüküyor. Bunu tekrar yılbaşından sonra değerlendiririz" demişti.

 

 


CHP'de Mansur Yavaş'ın yerine öne çıkan isim belli oldu

CHP'de Ankara adaylığı için Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başdanışmanı Cengiz Topel Yıldırım’ın ismi öne çıktı.

CHP'de Ankara adaylığı için Genel Başkan Başdanışmanı Cengiz Topel Yıldırım ismi öne çıkıyor. Önümüzdeki hafta çarşamba gününe kadar CHP ve İyi Parti arasındaki ittifak çalışmalarının ve Ankara adayının netleşmesi bekleniyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Mansur Yavaş ile yarın görüşebileceği dile getiriliyor.

Cumhuriyet'in haberine göre, iki parti arasındaki ittifak görüşmelerinin dikkat çekici noktasının Ankara adayı olduğu vurgulanıyor. Bu kapsamda iki parti liderinin görüşmesi bekleniyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu ile İyi Parti lideri Meral Akşener’in bugün bir araya gelebilecekleri, bu olmazsa önümüzdeki çarşamba gününe kadar Ankara adayının netleştirilmesi ve ittifak görüşmelerinin de sonuçlandırılması planlanlanıyor. Bu süreçte CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ile İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın’ın ara ara temasları sürdürdüğü öğrenildi.

Parti kulislerinde, ikinci kez CHP’den adaylığı gündemde olan eski Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın şansının giderek azaldığı savunuluyor. 

Parti kulislerinde, Ankara’dan gösterilecek aday konusunda eski Ankaragücü Başkanı ve halen Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanlığını yapan Cengiz Topel Yıldırım’ın bir adım öne çıktığı dile getiriliyor.

 


Doktor Mustafa Girgin, öğrenci evinde öldürüldü

Elazığ'da bir doktor öğrenci evinde bıçaklanarak öldürüldü. Olayla ilgili bir tıp fakültesi öğrencisi ile kadın pratisyen hekim gözaltına alındı.

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Mustafa Girgin (35), Elazığ'da Nail Bey Mahallesi Tuncay Sokak'taki bir apartmanın 5'inci katında bulunan öğrenci evine geldi. 

Burada doktor ile evdeki öğrenciler arasında tartışma yaşandı. Kavgaya dönüşen olay sırasında doktor bıçaklandı. 

Bağrışmaları duyan komşuların durumu bildirmesi üzerine olay yerine polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. 

Yapılan incelemede doktor Girgin'in hayatını kaybettiği belirlendi.

Cenaze, otopsi için Fırat Üniversitesi Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayın faillerinin yakalanması için çalışma başlatan polis ekipleri, tıp fakültesi öğrencisi F.A. ile pratisyen hekim Ç.G.B'yi gözaltına aldı.

F.A'nın öğrenci evine çağırdığı Girgin'i, arkadaşı Ç.G.B'yi rahatsız ettiği için öldürdüğü ileri sürüldü.

Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kutbeddin Demirdağ konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Şahsım ve üniversitem adına, merhum Doç. Dr. Mustafa Girgin’e Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına sabırlar diliyorum. Tüm Fırat Üniversitesi ailesinin ve sağlık camiasının başı sağ olsun." ifadesini kullandı.

 


CHP'nin yaptırdığı seçim anketinin sonuçları belli oldu

CHP, yerel seçimler öncesinde anket çalışması yaptırdı. Ankete göre CHP'nin oy oranında düşüş yaşandı.

CHP yönetimi, yaklaşan yerel seçimlere yönelik kamuoyu araştırmaları yaptırdı. 

Milliyet'in haberine göre, bu çerçevede özel bir şirkete yaptırılan ve kasım ayını kapsayan anketin sonuçları kısa süre önce parti genel merkezine ulaştı. Araştırmadan çıkan sonuçlara göre siyasi partilerin oy oranlarında 24 Haziran seçimlerine göre küçük değişimler oldu. Buna göre, AKP’nin oyu 42.2, CHP oyu 23.3 olarak hesaplanırken, MHP’nin oy oranı 12.4’e yükseldi. İyi Parti ise 9.3’e geriledi. Aynı araştırma şirketinin bir önceki araştırmasında CHP’nin oy oranı 25.4 olarak hesaplanmıştı.

 


Rahip Brunson ilk kez konuştu: Çok kötü bir emsal olur...

Ekim 2018'de serbest bırakılan rahip Brunson, tahliyesi sonrası ilk röportajını verdi. Brunson, Senatör Lindsey Graham'ın cezaevinde ziyaretinde kendisine, 'Senin için takas yapılamaz. Böyle bir şey yaparsak kötü emsal olur ve dünyanın her tarafındaki Amerikalılar riske girer. Herhangi bir rejim bize istediğini yaptırmak için bu yönteme başvurabilir' dediğini aktardı.

Ekim 2018'de serbest bırakılan rahip Andrew Brunson, tahliyesi sonrası ABD'de ilk röportajını verdi.

Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'e konuşan Brunson, tutukluluğu döneminde hakkında çıkan takas iddialarına ilişkin, "Ben biliyordum ki Amerika bu kadar kolay takas yapmaz. Çok kötü bir emsal olur. Ama bundan bağımsız olarak, bana kalsa Gülen’i Türkiye’ye göndersinler" dedi.

Brunson'un Hürriyet'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

- Bu kadar uzun zaman sonra Kuzey Carolina’ya dönmek nasıl bir duygu? 

Andrew Brunson: Türkiye’de 23 yıl gönüllü kaldık, iki yıl tutuklu. Amerika’ya dönmek bizim için çok güzel ama aynı zamanda çok üzüldüm, çünkü Amerika’dan çok Türkiye’de yaşadık.

- Neden 23 gibi genç bir yaşta Türkiye’ye geldiniz, misyonunuz neydi? 

A.B.: Genelde biz Türkiye’de misyoner kelimesini kullanmıyoruz çünkü Osmanlı’dan kalan şeyler var. O zaman ‘Bu kişi bir ajan ve Türkiye’yi bölmek istiyor’ diye düşünülüyor. Bizim misyonumuz bütün dünyaya İsa’yı anlatmak. O amaçla Türkiye’ye gittik.

- Türkiye’yi tercih etmenizin belli bir sebebi var mıydı? 

A.B.: Aslında kilisemiz Türkiye’ye gitmemizi istedi. Biz Mısır’a gidecektik ve Arapça öğrenecektik. Türkiye’nin ‘müjde’nin en az paylaşıldığı ülke olduğunu söylediler.

- Dini inancınızın dayalı olduğu ‘müjde’ kavramının ne anlama geldiğini açar mısınız? 

A.B.: İsa’nın kurtarıcılığı... Bugün İsa’ya kurtarıcı olarak iman eden belki 6 ya da 7 bin Türk var, 82 küsur milyon içinde. Bizim kilisemiz orada bir ihtiyaç olduğunu düşündü. İsa her zaman peygamber olarak anlatılıyor ama biz onu kurtarıcı olarak tanıyoruz. Türkiye’ye gittiğimizde tanıdığımız kimse yoktu, Türk kültürünü tanımıyorduk. Ama yaşamaya başladıktan üç-dört yıl sonra yüreğimiz Türkiye’ye bağlandı. Türkiye’ye âşık olduk.

- 12 Ekim 2018 sabahı duruşmaya gitmek için kalktığınızda  beklentiniz neydi? 

A.B.: Savunma hazırladık, bir de cezaevine geri gitmek için bir çanta. Ne olacağını bilmiyorduk. Birkaç kişi “Bu sefer gerçekten bırakacaklar” diyordu. Ama o zamana kadar hep beklenmedik şeyler oldu.

- Türkiye ile ABD arasında geçen temmuz ayında bir takım yanlış anlaşmalar olmasaydı, serbest bırakılmanız karşılığında New York’ta cezaevinde olan eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın cezasının geri kalanını Türkiye’de çekmesinin önünün açılacağı yönünde iddialar vardı. Hiç aklınıza gelir miydi böyle bir meselenin içinde isminiz geçsin? 

A.B.: Ben kimim ki? Ben sıradan, kimsenin tanımadığı biriyim. Bu seviyeye gelmek gerçeküstü bir şey.

- Amerikan basını sizin için ‘siyasi rehin’ diye yazdı. Siz de kendinizi böyle mi hissettiniz?

A.B.: Benim Başkanım (Trump) ve Senatör Lindsey Graham bunu söyledi. Senatör Graham cezaevinde ziyaretime geldi ve bir mesaj iletti. “Seni Amerika’ya getirmek istiyoruz ama doğru bir yoldan gitmemiz lazım. Senin için takas yapılamaz. Böyle bir şey yaparsak kötü emsal olur ve dünyanın her tarafındaki Amerikalılar riske girer. Herhangi bir rejim bize istediğini yaptırmak için bu yönteme başvurabilir” dedi.

- Lindsey Graham bu mesajı size Başkan Trump’tan mı getirdi? 

A.B.: Graham böyle bir mesaj getirdi. Başkan ise tweet atarak bana seslendi; ‘Vatansever bir rehin ol’ dedi. Yani ‘Dayan’ demeye getirdi.

- İddianamede 23 yıl Türkiye’de yaşamanıza rağmen hep geçici ikamet için başvurmanızın şüpheli bir durum olduğu vurgusu vardı. 

A.B.: Ben hep ne kadar uzun veriyorlarsa onu aldım. En uzun beş yıllık veriyorlardı. Türkiye’de öyle bir yasa çıkınca da Nisan 2016’da süresiz ikamet için başvurduk. Sonra darbe girişimi oldu, her şey yavaşladı. Ekim ayında en sonunda çağırdılar. Biz o görüşmeye “Artık bu son görüşme ve verecekler” diye düşünerek gittik. Ama karakola gittik ve bizi sınır dışı edeceklerini söylediler. Şok olduk. Ama o zaman da dedik devletin hakkı var.

- Sınır dışı gerekçesi olarak ne gösterdiler? 

A.B.: Milli güvenliğe tehdit. Ama sonra ‘terör’ yazdılar.

N.B.: Daha biz oradayken bir telefon geldi. Hemen konuşup değiştirdiler. 

A.B.: Normal şartlarda sınır dışı kararı alınınca Amerikalıları bir-iki gün içinde  sınır dışı ediyorlar. Ama bizi 13 gün tuttular. 13’üncü gün eşimi bıraktılar, tek başıma kaldım. 9 Aralık 2016’da adli gözaltıyla tutukladılar. Savcıya çıkardılar, bana dedi ki; “Sen Fetullah Gülen’i öven bir konuşma yaptın.” Hiç öyle bir konuşma yapmadım.

- 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir arkadaşınıza gönderdiğiniz ve ‘Türkleri sarsacak bir şeylerin olmasını bekliyorduk’ diyen telefon mesajı aleyhinize delil olarak dosyaya konuldu. 

A.B.: Evet, Dan Slade, Kanadalı bir pastör, benim gibi din adamı. Mesajda Norine’in 15 Temmuz’da çocuklarla beraber Amerika’da olduğunu anlatıyorum. Ben sonradan yanlarına geldim ve sonra da herkesin Türkiye’den kaçmaya çalıştığı bir ortamda yeniden Türkiye’ye döndük. Rahatız çünkü.

- ‘Türkleri sarsacak bir şeylerin olmasını bekliyorduk’ sözleri ile ne kastetmiştiniz? 

A.B.: Böyle şeyler bekliyorduk. Bunu vaazlarımda da çok anlatırdım. Tanrı bizim güvendiğimiz temellerin sarsılmasına izin veriyor ki, biz ona bakalım. Borsa da olabilir, siyasi sarsıntı da olabilir, doğal felaket de olabilir. Çünkü biz insanlar genel olarak rahatız, ruhsal şeyleri düşünmüyoruz. Ama borsa düştüğünde ya da ekonomik krizde dua etmeye başlıyoruz. Benim Türkiye için demek istediğim buydu.

- 300 kere Suruç’a gittiniz mi? 

A.B.: Mümkün değil o kadar çok gitmek. Zaten iddianamede öyle bir şey yok. Gazeteler öyle yazdı. Ben o dönem içinde Suruç’a toplam 7-8 defa gittim ve toplamda 56 gün kaldım. Bunları ispatladık ve mahkemeye sunduk. Gidişim daha çok 2015 yılının ilk aylarında, çünkü Suriye’de çok yoğun bir insani kriz ve Türkiye’ye göç var.

- Neden özellikle orada hizmet vermek istediniz? 

A.B.: Biz zaten Türkiye Protestan Kiliseleri ile birlikte hareket ediyorduk. Suruç’ta bir insani kriz vardı ve yardımcı olmak istedik. Kilisemizdeki o tek Kürt, Suruç’a gitti ve onlara çeviride yardımcı oldu. O bize haber verdi orada İsa’nın anlatımına açık pek çok insan olduğunu. Yoksa ben Suruç hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Pastör gözüyle baktığımda Suriye kapalı bir ülke ve oraya İsa’yı duyuracak kimsenin girmesine izin yok. Türkiye’de din özgürlüğü var. Ulaşılamayan bir halk bize geldi. Benim istediğim İsa’ya iman edecek kişileri yetiştirmek ve sonra onların Suriye’ye dönmesi.

- Hayatınıza bundan sonra belki burada Kuzey Carolina’da belki de bir misyoner olarak dünyanın başka bir yerinde devam edeceksiniz. Hıristiyanlara Türkiye’yi nasıl anlatacaksınız? 

A.B.: Türkiye Tanrı’nın çok sevdiği bir yer ve Tanrı Türkleri seviyor. O yüzden gittik Türkiye’ye ve hâlâ aynı şeyi söylüyoruz. Ben pişman değilim. Beni cezaevine koyan kimse, Tanrı benim orada kalmama izin verdi. Bana göre Tanrı orada kalmama izin verdi ki milyonlarca kişi Türkiye için dua etsin. Bana göre Tanrı benim acılarımı Türkiye’nin lehine, Türkiye’nin bereketi için kullanacak. Ben istiyorum ki Rab, Başkan Erdoğan’ı kullansın. Şimdi o birileri sevsin sevmesin Türkiye’nin lideridir. Tanrı Türkiye’yi bereketlemek için onu kullansın, hikmet versin, adalet getirsin.

- İsminizin Reza Zarrab ve Fetullah Gülen ile takas iddialarına konu olduğunu görünce ne düşündünüz? 

A.B.: Ben biliyordum ki Amerika bu kadar kolay takas yapmaz. Çok kötü bir emsal olur. Ama bundan bağımsız olarak, bana kalsa Gülen’i Türkiye’ye göndersinler.


Doğalgaz yönetmeliğinde değişiklik

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından, resmi veya özel şirketlerin doğalgaz piyasasında iç tesisat ve servis hatları sertifikası vermelerine imkân tanıyan ‘yetki belgesi’ uygulamasında başlangıç tarihi 1 Ocak 2024'e ertelendi.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) ‘Doğalgaz Piyasası Sertifika Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’i Resmi Gazete'de yayımlanarak, yürürlüğe girdi. Buna göre, resmi veya özel şirketlerin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulundan yetki belgesi alarak iç tesisat ve servis hatları sertifikası vermelerine imkân tanıyacak uygulamanın başlangıç tarihi 1 Ocak 2019'dan 1 Ocak 2024'e ertelendi.

Doğalgaz Piyasası Sertifika Yönetmeliği, doğal gaz piyasasında iç tesisat ve servis hatları ile yapım ve hizmet faaliyetlerini yürüten gerçek veya tüzel kişilere sertifika verilmesi, sertifika kapsamındaki faaliyetlerin yürütülmesi, sertifikaların iptali, sona ermesi, yenilenmesi, tadili ile sertifika ve yetki belgesi sahiplerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasları düzenliyor.

 


Beyaz Saray Genel Sekreteri Kelly görevinden ayrılıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Özel Kalem Müdürü John Kelly’nin yıl sonunda görevinden ayrılacağını açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray Genel Sekreteri John Kelly’nin yıl sonuna görevinden ayrılacağını açıkladı.

ABD Başkanı Trump, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "John Kelly, yıl sonuna doğru ayrılacak" dedi. Beyaz Saray Genel Sekreteri için "Harika bir adam." ifadesini kullanan Trump, Kelly'nin yerine kimin geleceğini ise daha sonra açıklayacağını belirtti.

ABD basınında yer alan haberlerde, Kelly'nin yerine Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Özel Kalem Müdürü Nicholas Ayers'in getirileceği iddia edildi.

ABD ordusundan emekli Kelly, geçtiğimiz yıl ABD Başkanı Donald Trump tarafından İç Güvenlik Bakanı olarak atanmış, temmuz ayında Beyaz Saray Genel Sekreterliği görevine getirilmişti.

 


ABD Suriye'de 40 bin SDG üyesini eğitecek

ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye’de 40 bin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üyesine askeri eğitim verilmesi gerektiğini belirtti.

ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford Suriye'de 8 bin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üyesini eğittiklerini belirterek 40 bin kişiye daha eğitim verileceğini açıkladı.

Önceki gün Washington'da bir toplantıda konuşan Dunford, "Suriye'nin doğusunda istikrarı sağlamak için için 35-40 bin kadar yerel gücün eğitilip donatılması bekleniyor. Şu anda bunun yüzde 20'si kadarını (yaklaşık 8 bin) tamamlamış durumdayız" dedi.

Dunford yaptığı açıklamada, Suriye’nin doğusunda IŞİD üyelerinin bulunduğu için bu kararı aldıklarını belirterek, yakın zamanda Suriye'den çekilme planlarının bulunmadığını söyledi.

ABD öncülüğündeki uluslararası hava koalisyonu ile SDG, IŞİD'in kontrolündeki Hacin kasabasına yönelik saldırılarını sürdürüyor. Yüzde 70'nin SDG kontrolüne geçtiği belirtilen kentte çatışmaları sırasında yüzlerce kişinin öldüğü aktarılıyor.

IŞİD'in elinde sadece Hacin kentinin bir kısmı ve birkaç belde ve köy bulunuyor.

Pentagon, 2019 bütçesinde, Suriye Demokratik Güçleri'ne eğit-donat için 300 milyon, kurulması planlanan sınır güvenlik gücü için de 250 milyon dolar ayırmıştı.

İLGİLİ HABER
Suriye Demokratik Meclisi: ABD-SDG ortak devriyeleri devam edecek

 


TTB: Sağlık personeline 30 dakika dayatması şiddeti artıracak

Türk Tabipler Birliği (TTB), sağlık personeline işyerlerine 30 dakika mesafede ikamet etme zorunluluğu getiren uygulama üzerine yaptığı açıklamada sağlıkta şiddetin önünü açacak hükümlerin gerçekçi olmadığına işaret edildi.

Türk Tabipler Birliği (TTB), sağlık personeline işyerlerine 30 dakika mesafede ikamet etme zorunluluğu getiren Sağlık Bakanlığı genelgesine ilişkin bir açıklama yayınladı.

Sağlık hizmeti sunumunda yaşanan engellerin Sağlık Bakanlığının sorumluluğunda bulunduğunu hatırlatan açıklamada "Bakanlığı bu sorumluluğunu yerine getirirken gerçekleri toplumdan saklayan, olmayan ya da az rastlanan sorunları sağlık alanının temel sorunlarıymış gibi gösterme hakkına sahip değildir" ifadelerine yer verildi.

'SAĞLIK ÇALIŞANLARI SUÇLU GÖSTERİLİYOR'

Genelgede belirtilen hükümlerin sağlık çalışanlarını, sağlık alanındaki sorunların sebebi olarak göstermeye yol açacağı vurgulandı. Sağlık çalışanlarının her geçen gün kötüleşen çalışma koşullarının hatırlatıldığı açıklamada genelgedeki hükümlerin 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine dayandırıldığı belirtildi.

'UYGULAMA GERÇEKÇİ DEĞİL'

Sağlık çalışanlarının kuruluşlarına ulaşımlarının kolaylaştırılmasına dair bir önlem bulunmamadığı genelgedeki hükümlerin muğlaklığına değinen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Özellikle Ankara’daki Bilkent Şehir Hastanesi gibi yeni yapılan bazı hastanelerin kamuoyunda çok tartışılan ulaşım güçlüğü dikkate alındığında 30 dakikada sağlık kuruluşunda bulunma zorunluluğu büyük şehirlerde her zaman sağlanabilecek gerçekçi bir hedef değildir. Bu genelgenin kamu hastanelerini tek veya birkaç büyük merkezde toplayan şehir hastaneleri politikası ile uyumlu olmadığı açıktır."

'SAĞLIKTA ŞİDDETİ ARTIRACAK'

Genelge ile mesai saatleri dışında iş yerine ulaşım sorumluluğunun çalışanlara verildiğine dikkat çeken açıklama, 30 dakika kuralının yasalaşmasının sağlık çalışanları ile hastaları daha sık karşı karşıya getireceği ve sağlıkta şiddeti artıracağı belirtildi.

ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL ETMİŞTİ

Sağlık Bakanlığı'nın benzer yasa tasarısını 2012 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından “yerleşme ve seyahat hürriyeti”ni engellediği gerekçesiyle iptal edilmesine rağmen hekimlere dayatmaya devam ettiğini belirtilen açıklamada uygulamanın yargıya götüreleceği açıklandı.

Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Muhammet Güven imzasıyla yayımlanan genelgeye göre, özel veya kamuda çalışan sağlık personeli, görev yaptığı yere en çok 30 dakika uzaklıkta oturmak zorunda kalacak, buna uymayanlar hakkında idari ve disiplin cezası uygulanabilecek. Genelgede kurala uymayan personel hakkında işlem yapılması istendi.

İLGİLİ HABER
Sağlık personeline '30 dakikada işyerinde ol' genelgesine tepki: Lojman mı yapacaklar?


Cumhuriyet içeriğinin kısıtlandığı müfredata Erdoğan'ın sözleri girdi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin yapısına yönelik, 'Dünya 5’ten büyüktür' sözleri, 12’nci sınıfların Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi ders kitabına girdi. Yenilenen eğitim müfredatından evrim teorisi çıkartılmış, cumhuriyete ve Atatürk’e daha az yer verilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin yapısına ilişkin sözleri, 12'nci sınıflarda seçmeli olarak okutulan Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi kitabına girdi.

Kitabın 79’uncu sayfasında, "Kuruluşundan Günümüze BM" konulu bölümde, BM'nin kuruluşu, yapısı, sorumlulukları, hedefleri anlatıldı. Kitapta, barışı ve uluslararası güvenliği sağlamakla yükümlü BM Güvenlik Konseyi'nin, 5 daimi üye ve Genel Kurul tarafından 2 sene için seçilen 10 üyeden oluştuğu vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:

Daimi üyelerden her biri veto hakkına sahip olup, sadece kendi vetolarıyla Güvenlik Konseyi’nin aldığı bütün kararları dondurabilir. Daimi üyelerin veto hakkını kullanması, Güvenlik Konseyi’ni etkisiz bırakmıştır. Teşkilatın kendi içindeki adil olmayan yapılanması ve dünyada yaşanan olaylar karşısındaki yetersizlikleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Dünya 5’ten büyüktür' sözüyle sembolleşmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, BM Genel Kurulu'nda konuşurken çekilen fotoğrafına da kitapta aynı sayfada yer verildi.

AKP, ilkokul ve ortaokul düzeyinde 17, lise düzeyinde 24, imam hatip ortaokulu ve imam hatip lisesi düzeyinde 10 olmak üzere toplam 51 dersin müfredatını değiştirmiş, ünitelerden evrim teorisi çıkarılmış, "cihat" kavramı girmiş, cumhuriyete ve Atatürk’e daha az yer verilmişti. 

İLGİLİ HABER
Aydınlanma Hareketi gazetesi çıktı: AKP müfredatıyla eğitim olmaz!

İLGİLİ HABER
Yeni müfredatta Atatürk içeriği kısıtlandı, evrim ünitesi kaldırıldı

İLGİLİ HABER
Okul panosunda 'Dünya beşten büyüktür' görseli

İLGİLİ HABER
Erdoğan'ın 'lafından' vazife çıkardılar: Dünya Beşten Büyüktür Derneği kuruldu

 


Trump Genelkurmay Başkanı'nı açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın Genelkurmay Başkanı adayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mark Milley oldu.

ABD Başkanı Donald Trump, önümüzdeki yıl ekim ayında görev süresi dolacak olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dunford'un yerine mevcut Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mark Milley'i Genelkurmay Başkanı adayı olarak göstereceğini duyurdu.

ABD ordusunda kadınların da çatışma bölgelerinde görev yapmasına verdiği destekle bilinen Milley, daha önce Afganistan'da birliğini terk ettikten sonra Taliban tarafından yakalanan ve ABD ile mahkum değişimi karşılığında serbest kalan Çavuş Bowe Bergdahl'ın davasını incelemekle görevlendirilmişti.

Genelkurmay Başkanı Dunford ise 2015 yılında eski Başkan Obama tarafından atanmış ve görev süresi Trump döneminde iki yıl daha uzatılmıştı.

Milley'in Genelkurmay Başkanlığı görevine başlaması için ABD Senatosundan onay alması gerekiyor.

İLGİLİ HABER
ABD Kara Kuvvetleri Komutanı: ABD için yeryüzündeki en büyük tehdit Rusya


İmar barışına başvuru sayısı 9 milyona yaklaştı

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 31 Aralık tarihine kadar uzatılan imar barışı sürecine şu ana dek 8 milyon 900 bin başvuru gerçekleştirildiğini ve bu başvurulardan yaklaşık 7 milyar 511 milyon lira gelir elde edildiğini açıkladı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, "Türkiye genelinde şu ana kadar 8 milyon 900 bin vatandaşımız imar barışı sürecine başvurdu. Gelir olarak yaklaşık 7 milyar 511 milyon lira gelir söz konusu" dedi.

14 MİLYON KİŞİYE ULAŞMASI BEKLENİYOR

İmar barışının bu yıl yapılan yapıları kapsamadığına dikkati çeken Kurum, "İmar barışı 31 Aralık 2017 tarihine kadar yapılmış yapıları içeriyor. Bu noktada belediye başkanlarımızı, valilerimizi uyarıyoruz, bu tarihten sonra yapılan yapıların hiçbir şekilde kayda alınmaması ve imar barışına dahil edilmemesi noktasında takipçi oluyoruz, buna ilişkin bakanlık denetim birimlerimiz de sahada gerekli incelemeleri yapıyor." ifadeleri kullandı.

Bakan Kurum, imar barışına başvuru beklentilerine ilişkin soruya da "Bizim buradaki beklentimiz, 14 milyon vatandaşımızın imar barışından faydalanması. Şu ana kadar imar barışına başvuru sayısı 9 milyona yaklaştı, aralık sonuna kadar devam edecek, inşallah 10 milyon seviyelerine gelip aşacaktır diye düşünüyoruz." yanıtını verdi.

imara aykırı, ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması yoluyla bu yapılara yasallık kazandırılması hedeflenen İmar Barışı düzenlemesi, 31 Aralık 2017'den önceki ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı yapılmış kırsal ve kentsel alanlardaki tüm yapıları kapsıyor. 

İLGİLİ HABER
AKP'nin 'İmar Barışı': Zengin daha zengin...

İLGİLİ HABER
Erdoğan 'imar affı'na başvuru süresini uzattı


Lice davasında tek sanık beraat etti, avukat 'deliller görmezden gelindi' dedi

Lice'de 16 sivilin öldürülmesine ilişkin 25 yıl sonra gerçekleşen karar duruşmasında davanın tek sanığı Eşref Hatipoğlu beraat etti.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında 16 sivilin öldürüldüğü, 36 kişinin de yaralandığı olaya ilişkin 25 yıl sonra gerçekleşen karar duruşmasında davanın tek sanığı dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı olan emekli Albay Eşref Hatipoğlu’nun beraatına karar verilmesine dava avukatlarından Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın tepki gösterdi.

Evrensel'in haberine göre Aydın, güçlü delillere rağmen verilen kararın herkes için hayal kırıklığı olduğunu belirterek, adalet mücadelesini sürdüreceklerini söyledi.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde, 22 Ekim 1993 yılında Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın şüpheli bir şekilde öldürülmesinin ardından yakılan ilçe merkezinde 16 sivilin yaşamını yitirdiği, 36 kişinin ise yaralandığı olaya ilişkin açılan davanın 14’üncü duruşması dün İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Lice davasında mahkemenin beraat kararını Evrensel’e değerlendiren davanın avukatlarından aynı zamanda Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, kararın büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söyledi. 25 yıllık bir hak ve hukuk mücadelesi yürütüldüğünü ve bunca çabaya rağmen davanın ancak 2013 yılında açılabildiğini belirten Aydın, bu süreçte yaşananlara dikkat çekti. Aydın, “20 yıl sonra büyük güçlüklerle dava açılıyor. Aileler yıllardır Diyarbakır’dan geliyorlar davayı takip edebilmek için. Çoğunun davaya gelebilecek maddi durumu bile yok ama büyük bir özveri ve umutla gelip gittiler. Onların aileleri, yakınlarının faillerinin cezalandırılması isteği vardı. Onlar için çok daha büyük bir hayal kırıklığı oldu” dedi. Aydın, davanın burada bitmeyeceğini, hukuk mücadelesine devam edeceklerini ve meseleyi uluslararası hukuk yollarına da götüreceklerini söyledi.

İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLENDİ

Dava sürecini de değerlendiren Aydın, daha önce davanın avukatlığını 2015 yılında katledilen Tahir Elçi’nin yürüttüğünü, onun öldürülmesi sonrası davayı kendilerinin aldığını belirtti. Dava dosyasında çok güçlü deliller olmasına rağmen mahkemenin beraat kararı verdiğini belirten Aydın, “Mahkeme önceki duruşmalarda da bu delilleri dikkate almadı, delil toplama talebimizi de görmedi ve reddine karar verdi. Delillere ulaşmak 25 yıl sonra oldukça güç. Ancak o dönem devlet bürokrasisi de büyük yanlışlar yapmış, açıklar vermiş, bu kendilerine çok büyük özgüven duydukları için de olabilir. Ancak bu delillere rağmen iyi yürümedi dava” dedi.

SIRADAN AĞIR CEZA MAHKEMELERİ YETERLİ DEĞİL

Mahkemenin tutumunu eleştiren Aydın, bu tür insanlığa karşı işlenmiş suçların davalarının özel olarak görevlendirilen mahkemeler tarafından yürütülmesi gerektiğini, sıradan ağır ceza mahkemelerinin bu tür davaları soruşturmakta yeterli olmadığını belirtti. Aydın, “Bu yargılamalar hukuksal olarak güvenceye kavuşturulmuş hakimler tarafından yapılmalı. Hakim bir karar verdiğinde başına bir şey gelmeyeceğini bilmeli. Türkiye’nin yargısı özellikle son dönemde bu açıdan zaten sorunlu. Mahkemeler hükümeti rahatsız eden kararlar vermeye çekiniyor, çünkü bu tür kararlar verdiğinde görev yerleri değiştiriliyor ya da tenzili rütbeye uğruyor” dedi.

Bu tür davalarda bir başka önemli noktanın devlet iradesi olduğunu belirten Aydın, “Yargısız infaz, köy yakma, faili meçhul gibi insanlığa karşı işlenmiş suçların soruşturulması ve kovuşturulması için devlet iradesi olmalı. Devlet bunu kamuoyuyla da paylaşmalı. Gerekli ne tür mekanizmalar varsa onlara ‘yardımcı olmaya hazırız’ demesi lazım. Savcıların soruşturmaya ilişkin talepleri karşılanmalı. Bu irade olmadığında başarıya ulaşma şansınız çok az. Güvence veren uygulamalarla bu pratik uygulamaya konursa adalet yolu açılabilir ancak Türkiye yargısı için bunların hiçbiri geçerli değil. Bizim başımıza geldiği gibi sonuçsuz davalarla uğraşıyoruz” şeklinde konuştu.


'Cumhurbaşkanına hakaret' davalarında rekor artış

Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçlamasıyla yargılananların sayısı binleri buluyor. Sadece 2017'de 20 bin 539 soruşturma başlatıldı, 6 bin 33 ceza davası açıldı.

Türkiye'de, Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olarak göreve başladığı 2014 yılından beri Türk Ceza Kanunu'nda yer alan "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla her yıl binlerce kişi yargılanıyor. "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla 2017 yılında başlatılan savcılık soruşturması 20 bin 539'u bulurken, ceza mahkemelerinde ise 6 bin 33 dava açıldı.

DW Türkçe'den Burcu Karakaş'ın haberine göre, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Yaman Akdeniz, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra "Cumhurbaşkanına hakaret" soruşturma ve davalarında ciddi artış yaşandığını söylüyor. Kanundaki "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasının geçmişi, 1993 yılına dayanıyor. Suç tanımının yeni olmadığını vurgulayan Prof. Akdeniz, "Fakat çok fazla kullanılan bir suç değildi. Esas artış 2014 yılında yani Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasından sonra yaşandı" diyor.

Darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden ihraç edilen akademisyen Cenk Yiğiter, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla ceza alan isimlerden biri… Eski bir öğrencisinin ihbarı üzerine hakkında dava açılan Yiğiter, 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme, Yiğiter'in "Eskiden reis deyince aklıma ilk Temel Reis gelirdi ama şimdi yavşağın biri geliyor" ifadesinin yer aldığı sosyal medya paylaşımını, "Cumhurbaşkanına hakaret" olarak değerlendirdi. Gerekçeli kararda, "Türk örf ve adetlerine göre hakaret ifadesi olarak kabul edilen 'yavşak' kelimesinin bulunduğu paylaşımla Cumhurbaşkanına karşı hakaret suçunun işlendiği" belirtildi. Karar onanırsa, ihraç edilen akademisyen cezaevine girecek.

Yiğiter'in avukatı Ayşen Akçam Senem, "Reis" kelimesinin Türkiye'de yaygın lakaplardan biri olduğunu dile getirerek, "Müvekkilimin bu suçlamayla yargılanması abesle iştigal. Paylaşımın hiçbir yerinde Cumhurbaşkanına yönelik bir ifade yok" diyor. Cenk Yiğiter ise mahkemenin kararında hükümet karşıtı olmasının etkili olduğunu düşünüyor:

"Paylaşımda Cumhurbaşkanını kastettiğimi gösteren delil yok. Hâkim bu sonuca nasıl vardı? Hukukta olmayan bir usulle: Niyet okuma."

'GOD SAVE THE QUEER' YAZISINA CEZA

DW Türkçe'deki haberde güvenlik nedeniyle ismi değiştirilen Ahmet'in evinin, 2015 yılında "örgüt propagandası" yaptığı gerekçesiyle polis tarafından basıldığı belirtiliyor. Baskında, Erdoğan'ın da resminin bulunduğu "Parlamentarist Haydutlar" ile yine Erdoğan'ın resminin bulunduğu "God Save the Queer" (Tanrı Homoseksüelleri Korusun) yazılı posterlere el konulduğu aktarılıyor.

Habere göre hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasından dava açılan Ahmet'e, 10 ay hapis cezası verildi. Ahmet'in avukatı Davut Erkan, kararın hukuksuz olduğunu söylüyor:

"Hâkimler, Cumhurbaşkanına hakaret söz konusu olduğunda hukuktan uzak kararlar veriyorlar. Cumhurbaşkanının rahatsız olacağı bir beyan varsa mahkûmiyet kararı veriyorlar. Ayrıca, mesleki kariyerleri açısından tehlike gördükleri için Erdoğan aleyhine karar veremiyorlar."

53 GAZETECİ HÜKÜMLÜ

"Cumhurbaşkanına hakaret" konulu davalarda, gazeteciler de yargılanıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Örgütü'nün verilerine göre, bugüne kadar 53 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı verildi. RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, "Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu raporlarının 'Yürürlükten kaldırın' tavsiyelerine rağmen kaldırılmayan bu madde, Türkiye'de "otoriterliğin sembollerinden birisi" diyor.

Cumhurbaşkanına hakaret ettiği suçlamasıyla ceza alan gazetecilerden biri, Onur Erem… Erem'in, sol görüşlü BirGün gazetesinde 2015'te "Google da biliyor: Hırsız, katil AKP ve Erdoğan" başlığıyla bir haberi yayımlandı. Haberde, arama motoru Google'da "hırsız" ve "katil" kelimeleri aratıldığında otomatik tamamlama özelliği ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'yi önerdiği yer alıyordu.

Gazeteci Erem, başlık ve haber içeriğinin hakaret kastı taşıdığı gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Erem'e verilen ceza daha sonra 10 bin 500 lira para cezasına çevrildi.

'MAHKEMELER AİHM İÇTİHADINA UYMUYOR'

Siyasetçiler de sıklıkla "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlaması nedeniyle hâkim karşısına çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsen en çok dava açtığı siyasetçilerden biri, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu… Erdoğan'ın ayrıca, halen tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle açtığı dava bulunuyor.

Peki Cumhurbaşkanına hakaret suçlamaları konusunda hukuk uzmanları ne diyor? DW Türkçe'ye konuşan hukukçu Kerem Altıparmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadının şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu söylüyor.

"İçtihada göre, devlet başkanını bile istisnai yasayla koruyamazsın" diyen Altıparmak, Türkiye'de mahkemelerin bu içtihadı dikkate almadığını ifade ediyor.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, "Cumhurbaşkanına hakaret" diye bir suç tanımının olmaması gerektiğini düşünüyor. Türkiye'de bu suçlama nedeniyle insanların tutuklandığını hatırlatan Gardner, devlet görevlilerinin eleştiriye açık olması gerektiğini söylüyor. "Avrupa'da benzer suç tanımları var ama hiçbir ülkede Türkiye'deki gibi kullanılmıyor. Burada absürt bir şekilde senede binlerce dava açılıyor" diyor.


'Çocuklar evlenebilir' ve 'Laiklik büyük tehlike' diyen 'profesör' görevden alındı

İzmir'de katıldığı bir toplantıda laiklik karşıtı söylemlerde bulunan, kız çocuklarını aşağılayıcı ifadeler kullanan Dokuz Eylül Üniversitesi Mevlana Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü 'profesör' İbrahim Emiroğlu görevden alındı.

İzmir'de katıldığı bir toplantıda laiklik karşıtı söylemlerde bulunduğu ve kız çocuklarını aşağılayıcı ifadelerde bulunduğu iddia edilen Dokuz Eylül Üniversitesi Mevlana Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, rektörlük tarafından görevinden alındı.

DEÜ Rektörlüğünden yapılan açıklamada, Emiroğlu'nun 22 Kasım 2018 tarihinde Güzelbahçe Müftülüğü tarafından düzenlenen bir konferansa, rektörlükten izin almadan ve bilgilendirmeden konuşmacı olarak katıldığı aktarıldı.

Emiroğlu'nun konuşmasında yer verdiği ileri sürülen bazı ifadelerin yerel ve ulusal basında yer bulduğu ve kamuoyunun tepkisini çektiğinin bildirildiği açıklamada, bu iddiaların rektörlüğü de rahatsız ettiği kaydedildi.

İddia sahiplerinin konuyu yargıya taşıdığı aktarılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: 

"Sosyal paylaşım siteleri üzerinden başlayan protestolar, Türkiye'nin çeşitli illerinde yapılan gösterileri beraberinde getirmiş, bu esnada Prof. Dr. Emiroğlu'nun oda kapısına ve dış duvarlarına eleştirel yazılar ve notlar bırakılmıştır. Bu gösterilerin de basında geniş yer bulmasıyla birlikte ulusal çapta bir tepki oluşmuş ve üniversitemize çok sayıda yazılı dilekçe ve sözlü şikayet ulaştırılmıştır.

Konunun geldiği nokta üniversitemizin kurumsal kimliğine zarar verir boyuta vardığından mevzuat çerçevesinde üniversitemiz içerisinde de bir inceleme ve soruşturma başlatılmış, Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, hem hukuki sürecin selameti hem de kurumsal faaliyetlerin kesintiye uğramaması için merkez müdürlüğü görevinden alınmıştır.

Hakkında çok sayıda yazılı dilekçe ve geçmiş ders anlatımlarıyla ilgili sözlü şikayetler bulunan Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu ile ilgili kamuoyu tepkileri ve farklı illerde yapılan gösteriler karşısında kayıtsız kalınması söz konusu değildir. Bu noktada üniversitemiz, gereken her türlü tedbiri almaktan ve gerekli adımları atmaktan geri durmayacaktır."

İLGİLİ HABER
Bir 'mağaralı' profesör daha: Çocuklar evlenebilir, adet olmak hastalık, laiklik en büyük tehlike

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMUŞTU

Güzelbahçe Müftülüğü, 28 Kasım’da Mevlid-i Nebi etkinlikleri haftası kapsamında, "Peygamberimiz ve Gençlik" konulu konferans düzenledi. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki konferansa, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu konuşmacı olarak katıldı. Etkinliğe, ilçede bulunan ortaokul ile lise öğrencileri götürüldü. Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) İzmir 1 Nolu Şubesi, Prof. Dr. Emiroğlu’nun konferansta öğrencilere, "Kızlar adet olur, adet olmak bir hastalıktır. Mutlaka tedavi olması gerekiyor. 15 yaşındaki kızlar evlenebilir. Kızlar tesettüre girsinler, edepli olsunlar. Devrimcilerin hayvani duyguları vardı, hayvan gibi saldırırlar. Ama k…larına tekmeyi yer otururlar. LGBT’liler masum gibi gösteriliyor, onların tedavi olması lazım. Laiklik en büyük tehlikedir" gibi ifadeler kullandığı iddiasıyla, savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

İLGİLİ HABER
Gerici profesör sözlerinin arkasında: Her cümlemin altına imza atarım

 


Trump’tan kışkırtıcı Fransa tweetleri

ABD Başkanı Donald Trump Twitter mesajında Fransa’da Sarı Yelek eylemcilerinin ‘Trump’ı istiyoruz’ diye bağırdığını ileri sürdü, Trump’a çok sayıda kişi tepki gösterdi.

ABD Başkanı Donald Trump Twitter hesabından Paris’teki Sarı Yelek eylemleriyle ilgili mesajlar paylaştı.

ABD’nin çekildiği iklim değişikliğiyle mücadele anlaşmasına atıfta bulunan Trump şöyle dedi:

“Paris Anlaşması, Paris için pek işe yaramıyor. Protestolar ve ayaklanmalar Fransa’nın her yerinde. Halk çevreyi korumak için çoğu üçüncü dünya ülkelerine giden büyük meblağlarda paralar ödemek istemiyor. ‘Trump’ı istiyoruz’ diye slogan atıyorlar. Fransa’yı seviyorum.”

Trump’ın bu mesajına çok sayıda kişi tepki gösterek Fransa’da hiç kimsenin “Trump’ı istiyoruz” diye slogan atmadığı yorumunda bulundu.

Trump daha sonra paylaştığı bir mesajda da Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Avrupa ordusu önerisini hedef alarak şöyle dedi:

“Avrupa Ordusu fikri Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda pek işe yaramadı. Ama ABD sizin için oradaydı ve her zaman da orada olacak. Tüm istediğimiz NATO’da payınıza düşeni ödemeniz. Avrupa’yı korumak için ABD GSYİH’sinin yüzde 4,3’ü kadar ödeme yaparken Almanya yüzde 1’i kadar ödeme yapıyor. İnsaf!”


VİDEO | Sarı Yelekli'den TRT'ye tepki: Macron da gidecek, Tayyip de gidecek, siz de gideceksiniz

Sarı Yelekliler eylemleri sırasında TRT muhabirine tepki gösteren bir Türk, 'Kendi ülkelerinde hiçbir gösteriyi vermeyen, hiçbir işçi ölümünü haber yapmayan TRT Fransa'yı haber yapıyor. Macron da gidecek, Tayyip de gidecek, siz de gideceksiniz' dedi.

Sarı Yelekliler, bugün başta Paris olmak üzere ülke genelinde akaryakıt zamlarını ve kötüleşen ekonomik koşulları protesto ediyor. Protestolar sırasında Sarı Yelekliler'e katılan bir Türk, TRT'ye tepki gösterdi.

Sarı Yelekli Türk, olayları takip eden TRT muhabirini görünce tepki gösterdi. Cep telefonu kamerasına yansıyan görüntülerde Sarı Yelekli Türk, TRT'nin yayıncılığını sert sözlerle eleştirirken TRT muhabiri de uzaklaştı. 

TRT muhabirine tepki gösteren bir Türk, 'Kendi ülkelerinde hiçbir gösteriyi vermeyen, hiçbir işçi ölümünü haber yapmayan TRT Fransa'yı haber yapıyor. Macron da gidecek, Tayyip de gidecek, siz de gideceksiniz' dedi.

O anlar kameraya şöyle yansıdı: 


İLGİLİ HABER
Paris’te Sarı Yelek eylemlerinde ‘dördüncü perde’


 

* info (et) rssokur.com
RSS linkinizi eklemek için bize mail atınız...